OnurAkayMedya/Gazete Cep

Cem Yılmaz’ın Bitmediği; Bir Espri, Bir Linç ve Bir Algı Meselesi İle Kanıtlanmıştır!

Cem Yılmaz’ın yeni gösterisi CMXXIV, Netflix’te yayımlandı. İzleyince insan ister istemez ayıklıyor: Ne söylendi, neden söylendi, kime söylendi ve asıl olarak neyi hedefledi?

30 Oca 2026 - 08:45 YAYINLANMA

Ülkü Gözen STEWART

Son on gündür ise tanıdık bir refleksle karşı karşıyayız. Gösterinin içinden çekilip alınmış tek bir cümle, bağlamından koparılıyor ve Cem Yılmaz’a yönelik bir saldırı dalgasına dönüştürülüyor.

Gerekçe hazır: “38 yaşındaki bir kadın için ‘ölmek üzere’ dedi.” Burada gerçekten durmak gerekiyor. Cem Yılmaz’dan söz ediyoruz. Türkiye’nin en zeki komedyeni; muadili yok. Sahnedeki refleksi, dili, zamanlaması ve algıyla oynama becerisi yıllardır bilinen bir isim.

Böyle birinin, kadına yönelik bu kadar düz, bu kadar kaba, bu kadar hesapsız bir “gaf” yapacağına gerçekten inanıyor muyuz? Ben inanmıyorum. Üstelik aynı gösterinin başında kendisiyle ilgili şu cümleyi de kuruyor: “Benim için de zaten ‘bitmiş’ diyorlar.” Bence kilit nokta tam da burası. Bu espri, 38 yaşındaki bir kadını hedef almak için değil; “bitmişlik” söylemiyle dalga geçmek için kurulmuş bir cümle.

Yani mesele yaş değil, toplumun yaşa yüklediği hoyrat hüküm. Kadına da erkeğe de aynı kolaycılıkla yapıştırılan bir etiket. Eğer 38 yaş “ölmek üzere” sayılıyorsa, ben 55 yaşındayım. Mantık gereği çoktan ölmüş, mezarımda kemikleri bile kalmamış olmam gerekir. Bu absürtlük zaten esprinin kendisi. Zekâ tam da burada devreye giriyor.

Ama ne oldu? Bağlam koptu. Algı düştü. Linç refleksi çalıştı. Üstelik bunu yapanlar yalnızca sosyal medyada bağıranlar değildi. Aklı başında bildiğimiz; yazan, düşünen, konuşabilen insanlar da bu saldırıya katıldı. “38 yaşı hedef aldı”, “kadını yaşlı gösterdi”, “cinsiyetçi” gibi etiketler havada uçuştu. Oysa burada kadına dair bir aşağılama yok; algıya dair bir teşhir var. Ve bence asıl rahatsızlık şu: O, “Cem Yılmaz bitmiş, artık konuşulmuyor” diyenlere, bilinçli bir risk alarak cevap verdi.

Anlatımının içinden koparıp tartışacağınızı çok iyi bildiği bir cümleyi ağzınıza verdi. Gösterinin tamamını izlemeyenlerin bile konuşacağından emindi. Nitekim öyle de oldu. Sinsice izleyip, sonra aynı sinsilikle karalayan bir kesim vardır ya; onlar yine sahnedeydi. Bu isimlerden biri de gazeteci-yazar Sevda Türküsev oldu. Gösteriyi izledikten sonra Cem Yılmaz’ı “kadınları zorbalamakla” suçlayan bir yorum yaptı.

Hooop! Burada durmak ve şunu net söylemek gerekiyor: Kadınları yıllardır kıyafetleriyle, yaşam biçimleriyle, duruşlarıyla, ses tonlarıyla, sahnedeki varlıklarıyla sistematik biçimde hedef alan, her fırsatta yargılayan, denetleyen ve baskılayan bir dil kullanan birinin; bugün bir komedyeni “kadın hassasiyeti” üzerinden mahkûm etmeye çalışması inandırıcı mıdır?

Kadını aşağılamak nedir?

Bunu gerçekten konuşacaksak, bu mesele tek bir sahne cümlesiyle açıklanamaz. Kadını aşağılamak; ona her gün “nasıl yaşayacağını”, “neye katlanacağını”, “nerede duracağını”, “ne giyeceğini” söyleyen düzeni normalleştirmektir. Bu düzenin parçası olup sonra sahnedeki ironiyi hedef almak eleştiri değil, ikiyüzlülüktür. Eleştiri tutarlılık gerektirir. Toplumsal alanda her gün kadınları baskılayan, yargılayan ve sınır çizen bir dil kullanan bir figürün; bir komedyenin sahnedeki ironisini “zorbalık” olarak etiketlemesi, eleştiriden çok pozisyon kapma çabasıdır. Bu nedenle bu eleştirilerin hükmü yoktur. Tutarlılık yoksa, geriye sadece gürültü kalır.

Sözüm, tüm çakma kadın hakları savunucularına…

Burada mesele Cem Yılmaz’ı sevmek ya da sevmemek değildir. Mesele, zekâyı okuyabilmekle okuyamamak arasındaki farktır. Cem Yılmaz, çoğu insanın çuvalladığı bir zekâ eşiğidir. Bir “havuz problemi” gibidir. Herkes bakar ama herkes çözemez. Bu yüzden “espri” diye görülmeyen şey, bazen sadece çözülemeyen bir denklem olarak kalır. “Artık bitmiş” denilen birinin hâlâ bu kadar konuşuluyor olması tesadüf değildir. Bitmiş olan konuşulmaz. Bitmiş olan bu kadar rahatsız etmez.

Bu tartışma gösterdi ki; Cem Yılmaz yalnızca sahnede değil, algı düzeyinde de hâlâ birçok kişiden ileridedir. Sözü attı, gündemi kurdu ve tartışma, esprinin zekâsından çok, ayıklanan kelimenin etrafında döndü. Cem Yılmaz taşı bilinçli attı. Ve yerine oturttu.

Asıl mesele şudur: Anlamadığınız her şeyi “ayıp”, çözemediğiniz her zekâyı “problemli”, kavrayamadığınız her ironiyi “zorbalık” ilan ederseniz; sonunda geriye eleştiri değil, sadece gürültü kalır. Bir komedyen sahnede sadece espri yapmaz; aynı zamanda bir zekâ filtresi çalıştırır. Kim geçti, kim takıldı, kim düşüp bağırmaya başladı hepsi görünür olur. Kadını gerçekten savunmak, bağlamından koparılmış bir cümleyle olmaz. 

Kadını savunmak; onu gündelik hayatta yargılayan, sınırlayan, aşağılayan dilin karşısında durmayı gerektirir. O dili üretenler, sonradan gelip ahlâk dağıtamaz. Bu yüzden bu tartışmanın, bu linç kültürünün özü bir komedyen değildir. Bu tartışma, algı seviyesiyle zekâ arasındaki farkın bir kez daha açığa çıkmasıdır.

Ve görünen şudur: Havuz problemi hâlâ aynı. Herkes bakıyor. Ama herkes çözemiyor.

YORUMLAR

Maksimum karakter sayısına ulaştınız.

Kalan karakter: