OnurAkayMedya/Gazete Cep

Anne En Kıymetliyken!

Güllü’müz için çok trajedi bir ölüm oldu...

28 Ara 2025 - 19:58 YAYINLANMA

Müge ORUÇKAPTAN

Neden çok konuşuluyor çünkü ateş birçok gönüle düştü ve düştüğü pek çok yeri yaktı. Çünkü dünyada dahi Güllü’nün çok seveni var. Birçok kalp yangın yeri, pek çok akıl adaletsiz diyor, çok acı diyor. Evlat diyorlar nasıl yapar anacığına, şeytan diyorlar, yılan diyorlar. Çünkü Güllü’yü çok seviyorlar. Ben de seviyorum, ben de çok etkilendim. Annesine düşkün bir kız çocuğu olarak, içim çok acıdı. Zaten annemi Güllü’den bir ay önce kaybettim. Birçok araştırma diyor ki her ölümün bir trajedisi var ve İnsan yaşayacağı hayatı bilerek ve kabul ederek doğarmış. Yine bir bilgiyi göre ne zaman öleceğimizi biliyoruz.

Bunu dinen de biliyoruz, kalben de biliyoruz. Ancak hatırlamıyoruz ve yaklaşırken ölüm, akıllara daha çok geliyormuş. Bunu yakınlarımızı kaybederken onların hallerinden gördük. Hatta bizim de kaygılar geldi aklımıza, sanki hissettik, bazılarımız rüyalarımızda işaretlerle gördük onların gideceğini, kendimiz için de hissedeceğiz. Çünkü ruhun terbiye olması gerekiyor ve ne şekilde bir hayat yaşarsan ruhun bir basamak yükseleceği bildiriliyormuş. Ruh da yükselmek için kabul ediyormuş. Deniyor ki beden Fani ruh her an gelişiyormuş. İnsan milyonlarca yıldır zekasının şımarıklığıyla, canlıların hayatlarını manipüle etmeye meyilli.

Savaşlar, kıskançlıklar, ben merkezcilikle dünya bizim etrafımızda dönüyor sanıyoruz ya bazen düşüncesiz ve incitici davranıyoruz. Hatta bu durum birini öldürmelere kadar gidebiliyor ne yazık ki. Dilinde, hep birilerini bir kaşık suda boğası geliyormuş gibi olur ya insanın arada…

Çok eskiden bizim ninelerimiz zamanında hayatı Türk filmi gibi yaşarlarmış. Savaş sonrası, birlik, beraberlik duygularımın yoğunluğuyla daha naif ve kalabalık aileler arasında, mesela bir avluda birbirine bakan kapıların ardında, sonra yemek vakitlerinde de hep bir arada yaşanırmış büyüklere saygıyla, hürmetle.

Derken günlerden bir gün İstanbul’un taşı toprağı altın yemişler, Almanya’da insan hakları çok iyi korunuyor iyi de para kazanılıyor demişler, Kanada Amerika bazı bölgeler insanlar toplanıp gitmişler bazen tek kişi gitmiş sadece baba. Sonra hanım gitmiş, çocuklar babaanne anneanne de kalmışlar, demişler tahsillerin orada yapsınlar Türk kültürü ile büyüsünler, sonra ailesinin yanına gitmişler. Böylece aileler yalnızlaşmış.

Sonra ellili, altmışlı en çok da yetmişli yıllarda kimyasal savaşlar çıktı, bunların ilki en eskisi maalesef uyuşturucudur. Ben 70’lerde ilk gençlik çağlarımdaydım ortaokul lise üniversite, böyle uzaktan görürdük gazetelerde falan görürdük, çiçek çocukları hippileri gazetelerde görürdük. Onlar Amerika’nın parklarında savaşma seviş sloganı ile yaşarlardı. O zaman anlamazdım ben biz hiçbirimizi anlamazdık biz de Türk filmi gibi yaşıyorduk bir sürü Sezercik ve Ayşecik vardı, o yıllarda çok saftık savaş sonrası çocuklarının çocuklarıydık.

Mesela ben o zamanlar 2025'leri hayal bile edemiyordum. Zaten 2025'lere kadar o yıllara gelene kadar, ne çok değerimizi kaybedecek, hem düşünce, hem toplum terbiyesi, hem insan, dost, ahbap, arkadaş gibi kayıplar verilecekmiş meğer. Ve işte 2025’lerdeyiz 2030’lara doğru gidiyoruz ve çiçek çocukları öldü, ölmeye devam ediyorlar, savaşın da sevişmenin de onlar için hiçbir anlamı kalmıyor. Muhakeme yeteneklerini yitiriyorlar çocuk, genç beyinler harap oluyor, yıpranıyor. Empati bitti, muhakeme bitti, akıl hastalıkları başladı çünkü uyuşturucu beynin özelliklerini, kimyasını bozdu. Ve daha o kadar çok neden var ki. Oysa bilseler ki bu dünya kimseye kalmayacak.

Keşke barış içinde yaşasak, dostlukla, severek, sevgiyle yaşasak.

Ülkemizin, dünyadaki diğer ülkelerin de her yerinde rahat yaşama olanakları olsa da aileler bir arada geniş aileler olsa.

Herkes birbirine sıkıca sarılsa.

Sıcacık sarılsa...

Sevgi ve saygılarımla değerli okurlarım.

YORUMLAR

Maksimum karakter sayısına ulaştınız.

Kalan karakter: