Her yazar bir tür Tanrı ve her karakter bir tür kuldur. Nasıl ki evrende bizim bir yaratıcımız varsa ve biz özgür irademize rağmen çoğunlukla O’nun istediği şekilde yaşıyorsak; kurgu yazarken de yazar olarak biz her ne kadar karakteri kontrol ediyor olsak da bazen kendi özgür iradesiyle hareket etmeye başlayabilir. Hatta inanır mısınız bazen isimlerini kendileri belirlerler. Kurgu yazmak aslında kendi evreninizi yaratmaktır bu nedenle.

Bunu neden anlattım merak ediyorsunuzdur çünkü bu aralar olan biten her şey kontrolümden çıkmaya başladı. An geliyor neden bir yerde olduğumu bile anlamadan kendimi insanların arasında buluveriyorum. Size de oluyor mu böyle iradeniz dışında işleyen olaylar? Kendimi bir kurgunun ana karakteri gibi hissediyorum bazen, an geliyor yan karakteri kenardan izleyen bir yedek oyuncu gibi…

Dinlediğim bir canlı yayında Rezzan Kiraz “Her şerde bir hayır vardır değil; olanda hayır vardır ama biz her zaman o hayrı göremeyiz.” demişti. O yayından beri kulağıma küpe oldu bu cümlesi; olanda hayır vardır. Tam teslimiyet, yüzde yüz adanmışlık, katıksız güvenme hali… Sonuçta bize ne kadar kötü gelse de olanlar, bizi yaratan kötülüğümüzü istemez değil mi? Bizden daha üstte bir akıl sonuçta O ve elbet vardır bir bildiği… Kendime bunları tekrarlıyorum günlerdir çünkü olanda hayır varsa bu yaşadıklarım sebepsiz ve kötü olmamalı.

Peki ya özgür irade nerede o zaman? Özgür irade bence en başta teslimiyeti kabul edip etmeme noktasında kendini gösteriyor. Çünkü teslim olmayı kabul ettiğinde insan daha az isyan ediyor ve belki de daha az hırpalanıyor. Sonrasında yaşadığımız olayların gidişatını belirlerken devreye giriyor özgür irade. Şöyle ki; düşünün ki bir yol ayrımındasınız. Sağ veya sol, hangi tarafa gideceğiniz tüm hayatınızı değiştirebilir. Siz tam özgür iradenizle soldan gidecekken bir kelebek görüp çocuksu bir heyecanla peşine takılıyorsunuz ve ta daaaaa sağdaki yolu yarılamışsınız bile! İşte o kelebek Yaradan’ın eli oluyor ve özgür irade sizi kelebeğin peşine takılırken terk ediyor.

Kurgu yazarken karakterler de bazen ne yöne gideceklerini kendileri seçiyorlar. Mesela bir diyalog yazarken kendimi karakterlerden birinin yerine koyuyorum ben genelde. Birden bire kendimi gerçekten oymuş gibi hissedip planladığımın çok dışında ve çok daha gerçek bir diyaloğun ortasında buluyorum. İşte bu da benliğiyle harmanlandığım karakterin özgür iradesi oluyor çünkü planın dışına çıkıyor olan biten. Olayları akışına bırakıp yazmaya başlıyorum o zaman ve bir yerde konuyu yine başta planladığım yere bağlıyorum. İşte bu da beni o olaydaki kelebek yapıveriyor. Velhasıl kelebekler önemli!

Siz kendi kurgunuzun neresindesiniz bu günlerde? Kelebeği mi takip ediyorsunuz yoksa kelebeğe rağmen kendi yolunuzda mı yürüyorsunuz? Peki ya kelebek, o sizi nereye götürmeye çalışıyor?

Tanrı’nın kelebeği konsun yolunuza çünkü unutmayın üst aklın yani yaratıcının ne planladığını bilemezsiniz ve olanda hayır vardır.

Huzurlu bir bayram olsun,

Barışla ve sevgiyle…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.