Bahçedeki kayısıları toplamak için gelen Günyamin, bizi bahçede kahvaltı masasında görünce, kocaman bir gülümseyişle, "Günaydın ablalarım," diyerek kayısı ağacına doğru yöneldi. "Hahvaltıya buyur Günyamin," dedi Nevres.

"Ekmek bulunca yerim, dayak bulunca kaçarım abla," diyerek masaya kuruldu.

"Geçen gelişinde Naylon Leyla' ın camlarını toplayan Nohut Adam'ın kim olduğunu öğrendim demiştin, kimmiş?"

"Sorma abla, hiç tahmin edemezsin. Beyaz bir araba Leyla'nın kapısında zıngadak durdu. Kadınlar pencerelerden bellerine kadar sarktılar. Arabadan beyaz gelinlikler içinde Naylon Leyla çıktı. Kolunda nohut adam vardı. Naylon Leyla, başını kaldırıp penceredeki kadınlara baktı. Gülümsemedi, selamlamadı, nefret eder, alay eder gibiydi bakışları. Nohut Adam'ın yüzünde ise kar yüklü dağlarda yolunu kaybetmiş, şaşkın bir adamın hali vardı. Belki de başına gelecekleri biliyordu. Bazen tehlike insanı çeker, beki de hayatıyla kumar oynuyordu. Hem de oyunun kurallarını bilmeden. Bilse ne çıkar, çok bilen de kaybeder. Ertesi gün mahalleliyi topladım, Naylon Leyla'nın evine teprik etmek için gittik. Nohut Adam karşıladı bizi. Sağ elimi kalbimin üstüne koydum. Yeni evlileri kutladım ve dua ettim. Nohut Adam, "

“Sus” dedi.

"Ben imanı, yargı ve mahalle baskısıyla yapanlardan değilim. Ben, güneşe bakarım, yıldızlara bakarım, güzele bakarım, beni aşkla ödüllendiren kadına, yüreğimi titreten şiire hayranlık duyarım. Bizim için değil, kibarlık, merhamet, öğrenmek, sevmek ve hayattan zevk almak için dua ediniz."

Bu sözler, gösterişsiz bir çiçekten fışkıran baygın kokular gibi etkileyiciydi. Nohut Adam'ın sözleri mahallede epeyce konuşuldu. Ne de olsa adam edebiyat öğretmeni.

Eve geldiğimde görevli, elektrik sayacını kontrol ediyordu. Sağ kaşıyla klark çelerek sordu."

" Komşun Leyla evlenmiş diye duydum, doğru mu?"

Adam, Naylon Leyla'nın oynaşlarındandı. Naylon Leyla'nın elektrik faturası çok yazmasın diye, sayaca mıknatıs yerleştirmişti. Naylon Leyla işine yaramayacak adamı ne yapsın?

" Senin mıknatıs geçeriz artık, elektrik faturasını otomatiğe bağladı," dedim. Yalnızca bizim mahalle kirlenmedi, Dünya kirlendi Dünya! En büyük pislik aldatmacalar, hileler, tuzaklar, ihanetler, haksızlıklar... Yaşamımızdaki nedeni anlaşılamayan endişelerin asıl kaynağı bunlar. Naylon Leyla bu kaynakta doğdu. Tıpkı düzeltilmesi imkansız bir doğa hatası gibi. Ağızsız, burunsuz, tek gözlü, bebekler vardır, bu yaratıklar için umut yoktur, sevilmezler. Bizim mahalle böyle, Naylon Leyla da onlardan biri. Sakın beni yanlış anlamayın, onu affedilmez kılan, cinsel arzularının kokain gibi beynini sarmış olması değil. Karşısına çıkan her erkeğin seks arzularını kolayca tetiklemesi de değil. Beynini tıpkı eroin şırıngası veya Kokain çekme borusu gibi kullandığı için tehlikeli. Naylon Leyla ile hangi insan, hangi tıp baş edebilir? Naylon Leyla, her zaman kendinden hoşnuttur, şikâyetci değildir, pişman değildir. Bizim mahalle böyle pislik bir yer işte.

"Günyamin, bu kasabada meşhur bir falcı kadın varmış. Bizi ona götür, " dedi Nevres.

"Ben o kadının evine gitmem abla. Dargınız...

" Neden? "

" Beni hırsızlıkla suçladı."

"İftira attı öyle mi?"

" İftira tabii... "

"İftira kötü bir şeydir. Geçmiş olsun, ne dedi sana? "

Falcı kadının, sokak kapısı hiç kapanmaz, politikacılar, hastalar, istikballerini fallarda arayan öğrenciler, ihanete uğramışlar, evde kalmış bekârlar, aşıklar, hırsızlar, fahişeler, kumarbazlar, hayatla baş edemeyenler gelirler giderler. Oysa hayat denilen bilmece ne fallar da yazılı ne kitaplar da. Ama halk bu şarlatana inanıyor. Darphane gibi para basıyor kadın. Ben inançlı adamım hayırımı hasanetimi eksik etmem. Aşure yapmıştım, falcı kadına da götürdüm. Aşureyi yedi, çok lezzetli der demez, kendinden geçti, uyuklamaya başladı. Sonra oturduğu yerde devrildi. Nabzına baktım, sağlığı yerinde. Bebek gibi kucakladım, yatağına yatırdım, insanlık namına. Paralarını, sürekli üstünde oturduğu minderin içine koyuyormuş. Minderin ağzı fermuarlıymış. Ben nereden bileyim? Bilsem bile alır mıyım? Kim bilir kim aldı? Hırsız, o minderin içindeki paraları aldıktan sonra, anlaşılmasın diye para şeklinde kestiği gazete parçalarını minderin içine koymuş. Aradan 15 gün geçtikten sonra karakola gitmiş falcı, benden şikâyetci olmuş. Gazete parçalarını delil olarak göstermiş. Velhasıl iftiracı olduğu ortaya çıktı. Bu kasaba beni çooook mağdur etti, çok! Hakkımı helal etmiyorum...

Sevgili okurlarım, Nevres Kırdar Pfister' ın, BENİM İÇİN AĞLA romanda geçen Günyamin ve diğer kahramanlardan söz edeceğim. Roman kahramanlarını izlemeye devam ediniz.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.