Onur Akay'ın 1998 yılında Avni Anıl'la yaptığı ilk röportajı!

Ölümsüz şarkılara imza atmış efsane bestekâr Avni Anıl'ın Onur Akay'a verdiği bu röportaj, Türk sanat müziği ses sanatçısı ve yazar Onur Akay'ın "Görmeden Sevmek" isimli kitabının, "Avni Anıl" bölümünden alınmıştır...

İşte, Onur Akay'ın "Görmeden Sevmek" isimli kitabından alınan "Avni Anıl", "Avni Anıl'ın Kızdığı Röportaj" başlıklı bölümler ve Avni Anıl'ın 2000 yılında Onur Akay'ın "Görmeden Sevmek" isimli kitabına yazdığı özel yazı...

AVNİ ANIL ONUR AKAY'I YAZDI!

Avni Anıl: Kıymetli genç sanatçımız Onur AKAY’ı, Akçay’da şair dostum Cemal SAFİ’nin düzenlediği Türkiye Şairler ve Bestekârlar Festivali’nde tanıdım. Yaşının benden büyük olmasına rağmen bana baba diye hitap eden şair dostum Halil SOYUER, “Avni Baba sana yeni bir evlat buldum” diyerek benimle tanıştırdı. O akşam yemekte bana okuduğu şiirlerinde ve bestelerinde duygudan yola çıktığını gördüm. “Siz, Münir Nurettin SELÇUK ve Sadettin KAYNAK’la röportajlar yapmışsınız, bende sizinle yapmak istiyorum” dedi. Yirmi bir yaşında bir genç, beste yapıyor, yazarlık yaptığı dergi için röportajlar yapıyordu. Kendi gençliğime de benzettiğim bu genci kıramazdım. Evladım yarın kaldığım otelde sorularını sorabilirsin dedim. Halil SOYUER’le birlikte yanıma geldiler. Önce Akçay’ın merkezine indik, biraz gezdikten sonra otele döndük ve kahvelerimizi içerken bana ilk sorduğu soru, “Bestelerinizi inceledim ve sadece on yedi makam kullanmışsınız. Bir bestekârın adı üstünde Kâr, yani güçlerini ortaya koyduğu, çok sanatlı büyük eserler bestelemesi de gerekmez mi? olunca biraz kızdım, biraz şaşırdım ve okuması için çantamda olan hiç duymadığı şarkımın yeni yazılmış notasını uzattım. Şarkıyı deşifre bile etmeden okuyunca, duygudan yola çıktığını gördüğüm bu gencin, mûsıkîyi de iyi bildiğini anladım. Bir gün sonra Havran Festivali’nde yapılacak olan ses yarışmasının jüri başkanı olarak, sende o yarışmaya jüri üyesi olarak geliyorsun ve ön elemeyi sen yapacaksın dedim. Sayısız etkinliklerde birlikte olduk, besteler ve bestekârlar üzerine sohbetlerimiz oldu. Bayramlarda ve kandillerde ilk çalan telefonun ucunda hep o vardı. Beyefendi, terbiyeli ve başarılı genç sanatçımıza sanat hayatında muvaffakiyetler diliyor, gözlerinden öpüyorum.

Avni Anıl

“Siz, Münir Nurettin Selçuk ve Sadettin Kaynak’la röportajlar yapmışsınız, bende sizinle yapmak istiyorum.”

Akçay Festivali sonrası Avni Anıl Akçay’a gelmiş ve oteline yerleşmişti. Halil Soyuer Hocam o gün beni telefonla aradı ve “Hemen hazırlan yanıma gel. Akşam Avni Babamla yemek yiyeceğiz.” dedi. Hazırlanırken, bir yandan da belki röportaj yaparız diye sorularımı da hazırlayıp, Halil Hocamın yanına gittim. Akşam yemeği yiyeceğimiz mekâna gittiğimizde Avni Anıl masada oturuyordu ve Halil Hoca, “Avni Baba sana yeni bir evlat buldum” diyerek beni tanıştırdı ve bana “Hadi öp hocanın elini” dedi. Ben Avni Hocanın elini öptüğüm sırada Halil Hoca, Avni Hocanın yanında oturanları kaldırdı ve bana buraya sen oturuyorsun dedi. Kendisi de diğer yanıma oturdu. Gece boyunca bir yanımda Avni Anıl, bir yanımda Halil Soyuer ve masada bulunan diğer şairler Cemal Safi, Sadık Atay, Bahri Sohtorik, Necla Ünal ve ünlü kanuni ve bestekâr Coşkun Erdem’le, muhteşem bir mûsıkî sohbeti yapmış, şiirler okuyup, şarkılar söylemiştik. Özellikle Avni Anıl hoca şiirlerimi ve yeni bestelerimi dikkatle dinliyordu. Ben bir ara Avni Hocaya, “Siz, Münir Nurettin Selçuk ve Sadettin Kaynak’la röportajlar yapmışsınız, bende sizinle yapmak istiyorum.” dedim. Hemen söze giren Halil Hoca, “Avni Baba çocuğu kırma, sorularını cevaplandır.” dedi. Avni Anıl biraz düşündü ve “Evladım yarın kaldığım otelde sorularını sorabilirsin.” deyince dünyalar benim oldu. Bu geceden kalan fotoğraf kareleri ise Halil Soyuer’in objektifinden ölümsüzleşti ve bana hatıra kaldı.

Onur AKAY, büyük bestekâr Avni ANIL ve büyük şair Halil SOYUER’in arasında…

Onur AKAY, büyük bestekâr Avni ANIL’la…

(Fotoğraf, şair Halil SOYUER tarafından çekilmiştir…)

Onur AKAY, büyük bestekâr Avni ANIL ve büyük şair Sadık ATAY’la…

(Fotoğraf, şair Halil SOYUER tarafından çekilmiştir…)

Onur AKAY, bestekâr Avni ANIL, şairler Cemal SAFİ, Sadık ATAY, Necla ÜNAL, Bahri SOHTORİK ve kanuni ve bestekâr Coşkun ERDEM’le…

(Fotoğraf, şair Halil SOYUER tarafından çekilmiştir...)

Ertesi gün Halil Soyuer’le beraber Avni Anıl’la yapacağım röportaj için otele gittik. Hoca biraz gezmek isteyince Coşkun Erdem ve kardeşim Orçun Akay da bize eşlik etti ve hep beraber Akçay’ın merkezine indik. Biraz dolaşıp alışveriş yaptıktan sonra otele geri döndük. Kahvelerimizi içerken ben Avni Anıl Hocaya ilk sorumu sordum ve soruma biraz kızdığını, iki yıl sonra “Görmeden Sevmek” isimli bu kitabım için kaleme aldığı yazısından anladım. Gençliğin verdiği cesaretle sorduğum o ilk soruyu, şimdi Avni Hoca karşımda dursa sormam imkânsızdı. Soruyu cevaplamadan çantasından bir şarkının notasını çıkardı ve okumamı istedi. Şarkı, hocamızın daha önce hiç görmediğim yeni bir bestesiydi. Deşifre bile etmeden okumaya başlayınca bana, “Havran Festivali’nde yapılacak olan ses yarışmasına sende jüri üyesi olarak geliyorsun ve ön elemeyi sen yapacaksın.” dedi.

8 Eylül, 1998 Havran’ın kurtuluşu ve Havran Festivali’nde jüri başkanı Avni Anıl, jüri üyeleri ise Seher Dilmaç, Engin Çır, Sıtkı Sahil ve ben…

Yarışma bitti ve sonucu belli oldu. Az sonra sahnede Avni Anıl şarkıları okuyacağım ve birinciyi açıklayacağım. Jüri masasından protokoldeki yerimize geçtik. Ben Havran Belediye Başkanı Mustafa İrtürk’ün yanında oturuyorum ve sahnede Halil Soyuer… Soyuer, az sonra söylenecek olan kendi yazdığı “İzmir Benim Van Benim” isimli şarkısının sözlerini okuyor. Bir anda ilkokul ve kreş yıllarım film şeridi gibi gözlerimden geçerken, annemle göz göze geldik. Daha sonra kanunda Coşkun Erdem, tanburda Orhan Doğanay gibi dönemin büyük saz üstadları sahnedeki yerini aldı. Beni anons ettiler ve Avni Anıl’ın “Rüya Gibi Uçan Yıllar” şarkısının aranağmesi başladı. Konser alanını doldurmuş on binlerce kişinin alkışı ile sahneye çıktım. Konser heyecanı bir yana, Avni Hocanın beni sahnede ilk kez dinlemesinin heyecanı bir yana, repertuvarımdaki tüm şarkıların bestekârının orada olmasının heyecanı bir yana… Avni Hocanın bana gülümsemesini ve alkışlarını görünce biraz daha rahatladım. Bir saatten fazla süren konserimi, Avni Hocanın “Çal Gitar” isimli eseri ile bitirdim ve Türk sanat müziği dalındaki ses yarışmanın birincisi Serkan Ay’ı ilan ettim. O günden sonra Avni Anıl’la başlayan dostluğumuz birçok sanat gecelerine katılarak devam etti. 2004 yılında ise Tekirdağ Çorlu’da bir konser sonrası kaldığımız otelde meşk etmiş, şiirler okumuştuk. Avni Hoca o gece bir şiirimi de cebine koymuştu, ancak beste haberi gelmedi. Aynı yıl istek üzerine Havran’da bir halk konseri daha verdim. Konsere aile dostumuz şair Fulden Ural’ın kızı Canan İnal’ın arabası ile gitmiştik. Konser sonrası Akçay’a dönmek için arabaya gittiğimizde ise çok şaşırmıştık. Arabanın her yerine derin çiziklerle, “Onur Akay Seni Çok Seviyorum” gibi yazılar yazıyordu ve bu olay yazılı basında birinci sayfadan manşet olmuştu ama arkadaşımız Canan olaya çok kızmış ve arabasını komple boyatmak zorunda kalmıştı.

Onur AKAY, Avni ANIL ve Halil SOYUER’le...

(Onur AKAY’ın, büyük bestekâr Avni ANIL’la yaptığı özel röportaj için çekilmiş fotoğraf karesi…)

(7 Eylül, 1998 - Balıkesir/Akçay)

Onur AKAY, Havran Festivali öncesinde bestekâr Avni ANIL, şairler Halil SOYUER, Yalçın BELİCAN, Ümran ÇETİN ve Havran Eski Belediye Başkanı Mustafa İRTÜRK’le…

(8, Eylül 1998 - Balıkesir/Havran)

Onur AKAY, büyük bestekâr Avni ANIL’la özel bir konserde…

(2004 - Tekirdağ/Çorlu)

Avni Anıl’ın Kızdığı Röportaj

Avni Anıl’la 7 Eylül, 1998 yılında Akçay’da yaptığım röportaj, yirmi iki sene sonra 18 Ağustos, 2020 yılında ilk kez Aydınlık Gazetesi’nde yayımlandı. Kendisini 2008 yılında kaybettik demek bile yanlış olur! “Ölümsüzleşmek” kelimesi sanki Avni Anıl için bulunmuş ve eserlerinin altına atığı imza ile “sonsuzlaşmak” kelimesini, Türk müziğinin yakın tarihinde bir kez daha göstermiştir. Yaratıcı ruhundan kopan eseler saymakla bitmez. “Dil Şad Olacak Diye Kaç Yıl Avuttu Felek”, “Mihrabım Diyerek Sana Yüz Vurdum”, “Bu Akşam Bütün Meyhanelerini Dolaştım İstanbul’un”, “Rüya Gibi Uçan Yıllar”, “Ağla Gitar Çal Gitar”, “Ah Bu Şarkıların Gözü Kör Olsun” mûsıkî tarihimize altın harflerle kazınmış eserlerinden sadece bazıları…

Bestelerinizi inceledim ve sadece on yedi makam kullanmışsınız. Bir bestekârın adı üstünde “Kâr”, yani güçlerini ortaya koyduğu, çok sanatlı büyük eserler bestelemesi de gerekmez mi?

Nereden duydun bunu?

Konservatuvardaki hocalarımızdan…

Ben öyle düşünmüyorum ama doğru söylüyorsun bunu suç gibi gösteren, küçümseyenler var. Sadettin Kaynak bestelerinde yirmi dokuz makam kullanmış, Selahattin Pınar ise yedi makam. Sana bir de şöyle bir örnek vermek isterim. Şekip Ayhan Özışık’ın yüz şarkısı varmış ve hepsi düyek usûlünde bestelenmiş. Bunu söyleyenler Şekip’in “Senede Bir Gün” şarkısını bestelesin de göreyim.

Sizin doğduğunuz semt Üsküdar Selimiye’de oturan, “Mihrabım Diyerek” ve “Dil Şad Olacak Diye Kaç Yıl Avuttu Felek” isimli şarkılarınızın söz yazarı büyük şair Turgut Yarkent, Şekip Ayhan Özışık’la çocukluk arkadaşı olduğunuzu, Deniz Gezmiş’in de komşunuz olduğunu anlatmıştı bana.

Evet, doğru anlatmış. Üsküdar Mûsıkî Cemiyeti’ne ben götürmüştüm. Çok yakın arkadaşımdı ve aynı zamanda top arkadaşımdı Şekip’cim. Deniz Gezmiş de evde okuduğumuz şarkılarımı dinlermiş.

Usta şair Halil Soyuer’in size “Baba” demesi dikkatimi çekti. Yaşını sorduğumda ise sizden büyük olduğunu öğrendim.

“Senin yaşın benden küçük ama sanatın büyük. Onun için sana bundan sonra Avni Baba diyeceğim.” dedi ve o gün bu gün baba der.

Beste çalışmalarına nasıl başladınız ve ilk besteniz hangisidir?

Üsküdar Mûsıkî Cemiyeti’nde eğitim alırken beste işi çok kafama takılırdı ve kafamda bestelerin geçmişte nasıl yapıldığı konusunda merak ettiğim sorular vardı. Bunları ilk önce Emin Ongan Hocama sordum ve bu konuda araştırmalar yaparken, Cahit Öney’in “Ağla Çeşmim Eski Lezzet Kalmamış Peymânede” isimli güftesi çok hoşuma gitti ve sürekli içimden müzikli olarak okumaya başladım ve ilk bestem böylece çıkmış oldu. Notaya alınan ilk bestem “Sordular Mecnûn’a Leylâ’nın Saadet Hânesin” isimli güfte yazarı sahipsiz bir şarkımdır. Necdet Varol çok beğeniyor, notaya alıyor ve radyoda hocalara gösteriyor ve ilk şarkımı Ankara Radyosu’nda dinliyorum.

Sizce beste nedir?

Şiirdeki sözlerin ezgi ile uyumudur.

(Burada yanımızda bulunan şair Halil Soyuer devreye giriyor ve “Şiirle müziğin kol kola girmesidir” diyerek ekliyor)

Şiirleri nasıl seçiyorsunuz?

Ben seçmem şiirler bulur beni. Önce beni bir yerlere götürmesi gerekir. Sonra beynimdeki ezgiler şiirdeki sözcüklerle kavgaya kendi başlar.

Bestelere attığınız Avni Anıl imzasının Türk mûsıkîsi tarihine atıldığını düşünüyorum. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Buna ben değil gelecek günler karar verecek ama çileyi sürdürerek böyle olmasını diliyoruz.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.