Milliyet Cadde yazarı Nazlı Mengi, OnurAkayMedya'ya röportaj verdi!

Milliyet Gazetesi'nin magazin eki Cadde'nin ünlü köşe yazarı Nazlı Mengi, OnurAkayMedya yazarı İsmail Gökgez'e konuştu. Aynı zamanda yaptığı başarılı albümlerle, müzik piyasasında ses sanatçısı olarak da büyük beğeni toplayan Mengi, Cadde'de nasıl yazar olduğunu, müzik yolculuğunu ve çocukluğundan bu yana ünlü isimlerle olan çok özel anılarını ilk kez anlattı. Türkiye'nin en önemli gazeteci ve yazarları arasında olan annesi Ruhat Mengi ile birlikte, efsane sanatçı Barış Manço'nun evine nasıl gitmişler? Hepsi bu keyifli röportajda yer aldı.

İşte o röportaj:

Röportaj: İsmail GÖKGEZ/OnurAkayMedya

KARADENİZ İNADININ SONUCU: "NAZLI MENGİ"

İlk defa bir röportaja giderken kuzenimi yanıma aldım. Ayşegül vârolsun bana eşlik etti. Mekâna gitmeden önceki süreci hiç anlatmak istemiyorum. Çünkü sıkıntılarla dolu! Neyse biz güzel şeylerden bahsedelim efendim. Nazlı Hanım'ı ilk şarkısından beri takip ediyorum. "Beni Yazın" klibi Kral TV'de çıkardı, o zamanlar ben de şarkıya eşlik ederdim. Kendisi hem gazeteci, hem şarkıcı, hem de sevdiğim bir isim olunca Instagram'dan takip ediyordum. Röportaj teklifinde bulundum sağolsun o da kabul etti. Etti ama havada kaldı. Aylar geçti üzerinden yazıyorum yazıyorum cevap vermiyor, görüldü yapıyor. Ama ben yılmadım yine yazdım en sonunda tekrar cevap verdi. Vay arkadaş, ne inat varmış bende de! Karadeniz damarı bir yerden çıkıyor demek ki. Demesin mi biz röportaj yaptık sanıyordum ben o yüzden cevap vermedim. Hayır, Nazlı Hanım dedim yapmadık söz vermiştiniz. Şu sıralar müzikalde yer alacağım Ocak'tan sonra yaparız dedi ve orada bıraktık. Ben İstanbul'a gidince aklıma Nazlı Hanım geldi bir yazayım belki vakit ayırır dedim! İyi ki yazmışım. İçime doğmuş besbelli. Sağolsun o kadar işinin arasında bana vakit ayırdı. Nasıl minnettarım size anlatamam. Ben açık sözlü bir insanım o yüzden doğruyu söyleyeceğim, ilk 10 dakika korktum kendisinden. Çünkü aşırı ciddi bir tavrı vardı. Sonradan korkmamam gerektiğini anladım ve kendimi hep iyiye yordum. Yaa! Ben de hep iyi düşünürüm ya! Aklımda ne varsa sordum, içimde kalmadı hiçbir şey. En korktuğum şey ne biliyor musunuz? Röportajdan sonra "keşke şunu da sorsaydım, aa bunu sormayı unuttum" cümleleri. Aman o cümleler benden uzak olsun! Fotoğraf, video ne istersem kırmadı beni. İnsan halinden nasıl da anlıyor ama diğer ünlülere örnek olsun! Serdar Ortaç'tan çok konuştuk, Sinan Akçıl'dan, Cemre Burak'tan, Barış Manço’dan, Doğukan Manço’dan, Aysel Gürel’den, Erdem Kınay’dan, Kemal Doğulu’dan, Müjdat Küpşi ve Tamer Aydoğdu’dan, Avrupa Müzik’ten, Cengiz Erdem’den, Deniz Erdem’den, annesi usta gazeteci Ruhat Mengi’den, DMC, Samsun Demir’den ve benim vazgeçilmezim Ajda Pekkan'dan... Öyle güzel şeyler söyledi ki benim için hiçbir şeye değişmem. "Sen çok cevval bir şey olacaksın belli!"

Ve röportajımıza geçelim...

Nazlı Hanım neden bir üniversite öğrencisine röportaj veriyorsunuz?

• Çünkü aylardır yakamı bırakmadın o yüzden.(Kahkaha Atıyor) İşin şakası bir yana üniversitelilerin hedeflerinin gerçekleşmesi yolunda bizim de ufacık bir katkımız olursa bu, güzel bir şey. Ben de çünkü aynı yollardan geçtim, aynı heyecanları yaşadım o nedenle kabul ettim.

“HAYATIMIN EN ÖZLEDİĞİM YILLARI LİSEDİR”

En başından alacak olursak, siz Manchester’da doğuyorsunuz eğitime de orada devam ediyorsunuz. Bu süreç nasıl gelişti?

• Annem üniversiteyi Manchester’da okuyup bitirdikten sonra bir süre orada yaşayıp, çalıştılar o yüzden ben de orada doğdum. Benim rahmetli anneannem Fransızca öğretmeniydi, benim Fransız okulunda okumamı çok istedi. Anneannem Fransızca öğretmeni olunca bir sıfır önde başlamış oldum okula. Saint Michel’da okudum, çok da keyifli geçti. Geriye baktığımda hâlâ hayatımın en özlediğim yılları diyebilirim. Dostluk anlamında da eğitim anlamında da bana çok şey katmış bir okuldur.

Bilgi Üniversitesi Uluslararası Finans mezunusunuz. Ne alaka?

• Ben zaten gazeteciliğin ortasına doğdum, gazeteci bir ailenin kızıyım. Çocukluğumdan itibaren bu işin eğitimini evde ister istemez aldım ama bunun dışında da lise ve üniversitede sürekli stajlar yaptım. 7-8 sene kadar siyaset programı editörlüğü yaptım, muhabirlik yaptım. Can ve Arzen Gürzap hocaların spikerlik okulu "Dialog"u yüksek puanla bitirip, spor spikerliği ve editörlüğü, organizasyonlarda sunuculuk yaptım. Fazlasıyla bir alt yapıyı oluşturduktan sonra köşe yazmaya başladım. Milliyet Cadde’de 2009’dan beri yazıyorum. Cadde’yi bir aile gibi görüyorum artık. Gerçekten benim hayatımda çok özel ve önemli bir yeri var gazetemin. Finansa gelecek olursak, ben esasında 12-13 yaşında başladım şan dersi almaya ve amacım hep medya ve müzikle ilgili bir şeyler yapmaktı ama üniversite zamanı gelince kendimi garantiye almak istedim. Elimde başka bir meslek daha olması için finansı seçtim. Ama bütün okul hayatım boyunca müzik eğitimime devam ettim.

Peki müzik eğitiminizi kimlerden aldınız?

• Türkiye’nin en önemli sopranolarından biridir hocam Leyla Demiriş, geçen sene kaybettik. Bütün hayatım ondan eğitim almakla geçti, şan alt yapım sağlamdır.

Milliyet Cadde’de nasıl yazmaya başladınız?

• Anne babadan, eğitimlerden stajlardan sonra iş artık oraya gelmişti. Zaten edebiyat hocalarım da bana yazar ol derdi hep. Cadde’ye yazılarımı gösterdim, deneme yazıları yazdım, bir buçuk ay boyunca hep deneme yazısı yolladım. O dönemde yayın yönetmenimiz Çınar Oskay’dı, kabul etti beni, öyle yazmaya başladım.

“İSTER İSTEMEZ BENİM İÇİME İŞLEMİŞ, GAZETECİLİK”

Küçükken hangi alanlara ilgiliydiniz?

• İlkokuldan lise sona kadar kompozisyon derslerim her zaman çok iyiydi. Gazetecilik, ister istemez benim içime işlemiş. Armut dibine düşer derler ya aynen öyle olmuş. Düşünemiyorum, bu mesleği yapmasaydım ne yapardım bilmiyorum. İyi ki başka bir yola gitmemişim.

“DAHA İLKOKULDA SESLENDİRME YAPIYORDUM”

Sizin gazeteci olmanız beklenir bir durum muydu aile yüzünden?

• Ben ilkokuldan çıkardım TRT stüdyolarına giderdim. Hatta orada annem program yaparken ben de yabancı dizilerde seslendirme yapardım. Tam anlamıyla televizyon stüdyolarında ve gazete koridorlarında büyüdüm. Farkında bile olmadan o benim damarlarıma işledi..

“LEYLA DEMİRİŞ’TEN DERS ALABİLMİŞ OLMAK, BÜYÜK BİR GURUR”

O 12 yaşındaki müzikalden etkilenmeyi bana anlatır mısınız?

• Ben zaten anaokuldan beri müsamerelerde başrolde olacağım, şarkı söyleyeceğim, hep en önde olacağım, herkes beni alkışlasın kafasında dolaşıyordum. O benim içimde hep vardı ama 12 yaşımda İngiltere’de “Operadaki Hayalet”i seyrettim. Hayatımdaki hiçbir şeyden bu kadar büyülendiğimi hâlâ hatırlamıyorum. O gerçekten hayatımın dönüm noktasıydı ve dedim ki bu başroldeki kız olmak istiyorum. Ondan sonra eğitimime başladım, müzikal eğitimi aldım. Türkiye’nin en büyük opera sanatçılarından biriydi Leyla Hocam. Bir de beğenmediği kimseye ders vermezdi. O sınavdan da geçip yıllarca ondan ders alabilmiş olmak, büyük bir gurur benim için.

“KÜÇÜKKEN SERDAR ORTAÇ HAYRANIYDIM”

İlk bir Serdar Ortaç bestesi olan “Beni Yazın”la çıktınız. Yollarınız nasıl kesişti Serdar Bey’le?

• Bizim yollarımız çok eskiden kesişti. Zamanında Ortaç’ın hayranı olarak peşinden gidip tanışmıştım. Sonra yıllar içinde aynı arkadaş ortamlarında denk gelmeye başladık ve arkadaş olduk. Ben o zamanlar Ortaç’a bir gün şarkı çıkaracağım ve senin şarkınla çıkacağım diyordum. O pek ciddiye almıyordu. Ama sağolsun albüm vakti gelip kapısını çalınca, her zaman olduğu gibi bana destek oldu. Bana yakışan ve hala severek söylediğim “Beni Yazın”ın bana uygun olduğunu o söyledi. Bana dinlemem için 10-15 şarkı birden verdi ama Serdar Ortaç hayranı olduğum için hepsi bana çok güzel gelmişti ve ben seçememiştim. Beni Yazın Ortaç’ın seçtiği bir şarkıdır ve Altın Kelebek aldım o şarkıyla benim için kıymeti büyüktür.

“SERDAR ORTAÇ, ŞU HAYATTA EN ÖNEM VERDİĞİM İNSANLARDAN BİRİ”

Serdar Bey sizin için ekstra değerli, çünkü ilk sahne deneyiminizi de Serdar Bey’le yaşıyorsunuz?

• Evet, ilk büyük sahne deneyimim Ortaç’la oldu ama o deneyim olmasaydı da Ortaç benim için zaten değerli. Şu hayatta en önem verdiğim insanlardan biridir. Onca insanın karşısında ilk kez bulunmak çok büyük mutluluk, ayaklarım yerden kesildi. Ortaç’la aynı sahnede olmak ve onunla düet yapmak apayrı bir şey. Çünkü ben yıllar yılı onun konserlerine gidip, bir gün onun yanında o sahnede olmak istiyorum diye hayal kurardım. O yüzden aynı sahneyi paylaşmamın anlamı benim için bambaşka bir şey!

Serdar Bey’den müzikal anlamda neler öğrendiniz Nazlı Hanım?

• İşi konusunda inanılmaz titiz ve disiplinli. Normalde dünyanın en tatlı huylu insanıdır ama konser provasında gördüm, bambaşkaydı, o provada ne kadar disiplinli ve özenli olduğunu izlemiştim. Başarı da zaten böyle geliyor. Onun dışında onun insanlığını ve iyi kalbini çok seviyorum. Çünkü bizim camiamızda bu, çok az bulunan bir özellik. Her zaman fikir alışverişimiz devam ediyor. Sinan da, Serdar da her zaman bir telefon uzağımdalar.

“AYSEL GÜREL’İ TANIDIĞIM İÇİN ÇOK ŞANSLIYIM”

Aysel Gürel’in şarkısını da seslendirdiniz. O proje nasıl gelişti?

• Biz yazlıkta Müjde Ar’la aynı sitede oturuyorduk. Sevgili Aysel de gelip gidiyordu oraya sürekli. Bir gün beraber balkonda otururken ondan bir şarkı istediğimi söyledim. Aysel ben öyle herkese şarkı vermem, önce seni bir test etmem lazım dedi. Çıplak sesle bana birkaç tane şarkı söyletti otururken, benim tabii elim ayağım titriyor. Beğendim aferin dedi ama şarkı konusunda bir şey söylemedi. Aradan belli bir süre geçti telefonum çaldı Aysel arıyor. Sana bir şarkı hediye etmeye karar verdim ve bu şarkının sana uygun olduğunu düşünüyorum dedi. Sözlerini okumaya başlayınca ben ağlamaya başladım. Hala hayatımın en güzel hediyesidir “İnce İnce”. Kendisi Aysel diye hitap etmemi isterdi, hanım falan katiyen söyletmezdi. Onu tanıdığım için çok şanslıyım. Gerçekten örnek alınması gereken bir kadın. Bu kadar tatlı, enerji dolu, eğlenceli, hayatı seven bir insan olamaz. Allah rahmet eylesin.

O zaman neden Aysel Gürel adına yapılan albümde yer almadınız?

• Teklif gelseydi seve seve yer alırdım. Bundan sonrakilerde belki..

Altın Kelebek ilk ödülünüzdü. Neler hissettiniz?

• İlk ama son olmayacak inşallah.(Kahkaha atıyor) Altın Kelebek aldığımı duyduğumda önce şaka yapıyorlar zannettim, inanamadım. Çok heyecanlandım, böyle bir heyecan olamaz. Altın Kelebek, Türkiye’nin en köklü ödüllerinden o yüzden çok kıymetli, hala evimin baş köşesinde duruyor.

Ben sizin en çok “Aradın Mı” ve “Can Bedenden Çıkmayınca” şarkılarınızı seviyorum.

• İkisi de çok güzel projelerdi ama çok kötü zamanlara denk geldiler. Can Bedenden Çıkmayınca Gezi olayına, Aradın Mı da Soma faciasına denk geldi. Promosyonunu yapmadık ama gerçekten gurur duyduğum işler oldular.

Sinan (Akçıl) Bey’le nasıl çalışmaya başladınız? Aynı şirkettesiniz.

• Milliyet Cadde için onunla yapacağım bir röportajda bir araya geldik. O sırada çok iyi anlaştık, arkadaş olduk, görüşmeye başladık. Görüşürken tabii şarkılar dinlenmeye başladı. Sinan şarkılarını çok sevdiğim bir müzisyendir ve çok tatlı bir dosttur. Müzik camiasında dost sandığım birilerinden ciddi darbeler aldığım dönemde, çok yanımda oldu gerek şarkılarıyla gerek manevi desteğiyle. Çok kıymetlidir benim için...

Son zamanlarda bir takım haberler çıktı hakkınızda “Paris” şarkısıyla ilgili bahsetmek ister misiniz?

• Paris dava sürecinde o yüzden konuşmayı tercih etmiyorum. Allah’ın adaletine ve Türk adaletine bıraktığım bir konu.

Senelerdir müzik piyasasının içinde olmanıza rağmen hala darbe yiyebiliyor musunuz?

• Tecrübeniz ne kadar olursa olsun nereden ne kazık yiyeceğinizi hesaplayamıyorsunuz. Böyle şeyler yaşadıkça insanlara daha dikkatli yaklaşıyor, hemen güvenmiyorsunuz.

“BARIŞ MANÇO'NUN SESİNİ HER DUYDUĞUMDA GÖZLERİM DOLAR”

Barış Manço’yu tanımak herkese nasip olmaz ve sizin çocukluğunuz onunla geçiyor. Anlatır mısınız?

• Bizim tanışmamız şöyle oldu; 4 yaşında her gün Barış Barış Barış diye ağlıyormuşum gece gündüz annem dayanamıyor, adreslerini buluyor ve beni götürüyor. Apartmandan içeri girdiğimizde Barış’ın o sıra koşarak merdivenlerden indiğini hatırlıyorum ve annem durduruyor onu. Barış Bey ben artık bununla uğraşamıyorum size getirdim diyor. İşini gücünü bırakıp bizimle birlikte Lale Abla da evde eve dönüyor, hep beraber oturuyoruz. O gün çekilmiş fotoğraflarımız var benim suratım beş karış. Çünkü Lale Abla’yı görmüşüm, Barış Manço'nun evli olmasına çok sinirlenmişim, ben aşığım ya! Kendimi hiç çocuk olarak da görmüyorum o zaman (Gülüyor) Sonra annemle çok yakın arkadaş oldular ve ben de kendisini yakından tanıma fırsatına sahip oldum. Hiçbir zaman Barış Abi, Barış Amca diyemedim her zaman Barış dedim çünkü aşıktım. Dünya üzerinde tanıyabileceğiniz en muhteşem insanlardan ve tabii ki gelmiş geçmiş en efsane sanatçılardan Barış Manço... “Adam Olacak Çocuk” programına katılmayı hiçbir zaman kabul etmedim, çünkü onun karşısında çocuk değildim bana sorsanız! Onun kaybı benim için hayatımın en büyük üzüntülerinden biriydi ve hâlâ her sesini duyduğumda gözlerim dolar.

Barış Bey’in şarkısını da seslendirdiniz. Bir nevi vefa borcunuzu mu ödediniz?

• O sene 70’inci doğum yılıydı, Can Bedenden Çıkmayınca’yı da ben sahnede çok söylerim. Bana da çok yakıştığını söylerler. Bu yüzden o şarkıyı 70’inci yaş günü şerefine söylemek istedim. Hakikaten çok da uğraştık o şarkıyla. Erdem Kınay yaptı düzenlemesini ve Erdem hazırlık sürecinde o kadar bunaldı ki benden, işi gücü bırakıp başka bir şehre yerleşeceğim demeye başlamıştı! Ellerine sağlık, gerçekten muazzam bir düzenleme yaptı. Zaten Türkiye'nin en kıymetli müzisyenlerinden...

Murad Küçük, Teoman Topçu, Tamer Aydoğdu, Müjdat Küpşi, Kemal Doğulu... Neden sürekli farklı yönetmenlerle çalıştığınızı merak ediyorum?

• Tamer Aydoğdu’yla enerjimiz ilk andan itibaren tuttu, çok sevdiğim bir dostumdur. Tamer’le çalışmayı çok seviyorum, setleri her zaman çok keyifle neşe içinde geçer. Kemal Doğulu hayattaki en yakınlarımdan biridir, onunla çalışmanın hayalini yıllarca kurdum. Bir boş vaktini yakalasam da yine bana harika fotoğraflar, klipler çekse keşke. Başka değerli yönetmenlerle de çalışma imkanım oldu, ne mutlu bana.

Doğukan Manço’nun klipte oynama fikri nereden çıktı?

• Sağolsun beni kırmadı, biz çocukluk arkadaşıyız. “Can Bedenden Çıkmayınca” benim hayatımda çok özel yeri olan bir çalışmadır, Doğukan'ın klipte oynaması daha da özel kıldı çalışmamızı. Bize ömürlük bir anı olarak kaldı. Çok da başarılı, güzel oldu.

“ÖNÜMÜZDEKİ GÜNLERDE CEMRE’YLE BİR PROJE YAPMAYI DÜŞÜNÜYORUZ”

Cemre Burak çok başarılı bir dj oldu ilk projesini de sizinle yaptı: “Aradın Mı?”

• “Aradın Mı?”nın teklifini bana Cemre yaptı. Benim de çok sevdiğim bir şarkıydı. Şarkının sahibi Ortaç her zamanki gibi destek verdi. Önümüzdeki zamanlarda yine Cemre’yle bir şeyler yapmayı düşünüyoruz. Soma faciasına denk geldiği için şarkımızın reklamını yapacak moralimiz de yoktu. Allah ülkemize böyle zor, kötü günler yaşatmasın da güzel günlerde güzel şarkılar yaparız inşallah.

Hazır konusu açılmışken terör olayları, patlamalar hakkında ne düşünüyorsunuz? O sıralarda ruh haliniz nasıl?

• Kapatıyorum kendimi, hiçbir şey yapamıyorum elim kolum bağlanıyor, hayattan kopuyorum. İşimden gücümden de ister istemez kopuyorum. Zaten balık burcuyum, her şeyden çok fazla etkileniyorum. Çok duygusalım, terör saldırıları, masum insanlarımızın canlarını kaybetmesi hiç tahammül edilecek şeyler değil, o yüzden inşallah 2018 bize güzellikler getirsin, umarım bir daha böyle şeyler yaşamayız.

Nazlı Hanım neden sonbaharda yazlık bir kliple çıktınız?

• Klip esasında sonbaharda çıkması için çekilmiş bir klip değildi. Ama maalesef her zaman her şey planlandığı gibi olamıyor, düzenlemesi baştan yapılmak zorunda kaldı. Eylüle sarktı ama çok severek yaptığım bir iş oldu. Sinan Akçıl şarkısı Hay Şansıma, Tamer Aydoğdu yönetmenliğini, Okan Akı ise düzenlemesini yaptı. Çok sevdiğim bir ekiple çalıştım ve ortaya neşeli eğlenceli bir şarkı çıktı.

Kimisi hayvanlar konusunda hassastır mesela kimisi de kadınlar. Sizin de ben bunu köşemde yazarım dediğiniz kült konularınız var mı?

• Hayvanlar konusunda çok fazla yazıyorum. Kadına-çocuğa şiddet ve hayvan hakları annemin de bir gazeteci olarak en çok üzerinde durduğu konulardandır. Ben Milliyet'in ekinde yazdığım için siyaset hariç, beni rahatsız eden veya hoşuma giden her konudan bahsediyorum.

“ANNEM KADAR ELEŞTİREN BİRİNDEN GÜZEL ELEŞTİRİ ALMAK ÇOK ZOR”

Gazetecilik mesleğini yapmak istediğinizde ailenizin tepkisi ne oldu?

• Beni çok desteklediler, annem işlerim konusunda beni çok eleştirir, hata kabul etmez. 30 yıllık gazeteci olunca tabii ki çok deneyimli ve benim yazılarımı, üslubumu çok beğeniyor. Ben de inanılmaz mutlu oluyorum. Çünkü annem gibi hata sevmeyen bir meslek büyüğümden güzel eleştiri almak, çok zor.

Nasıl bir çocukluk geçirdiniz?

• Şöyle söyleyeyim annem “erkek çocuğum olsa daha az yorulurdum” der. Çok yaramazdım, kızı erkeği ayırmadan herkesi döverdim! Birazcık kabadayı bir tiptim ben erkek çocuğu gibi. Hiçbir zaman kız çocuğu oyunlarından da hoşlanmadım zaten. Koşayım, atlayayım her yerim yara bere içinde, ağaçlara falan tırmanırdım.

Avrupa Müzik, Ossi, Star Odası, DMC müzik şirketlerinizin sürekli değişmesinin sebebi nedir? Dikiş tutturamıyor musunuz?

• Bazılarından istediğim sonucu alamıyorum, bazılarından yeri geliyor yollarının ayrılması gerekiyor. Avrupa Müzik’in benim hayatımda yeri önemlidir. Oradan ayrıldım ama sevgili Cengiz Erdem ve Deniz Erdem hala bir telefonumla bile ellerinden geleni yaparlar benim için. İkisi de çok kıymetli. DMC’de çok mutluyum, bundan sonra Samsun Bey’in kanatlarının altından ayrılmayı düşünmüyorum. (Gülüyor)

Disiplinli misinizdir Nazlı Hanım?

• Bir şeyi kafaya koyduysam disiplinliyimdir ama çok istemediğim bir şey konusunda da pek disipline giremem.

“STÜDYODA SESİYLE OYNAYANLAR, BAŞKASINA ŞARKI SÖYLETENLER CANLI SÖYLEYEMEZ!”

Günümüz şarkılarının stüdyoda çok oynandığını düşünüyor musunuz?

• Bazı kişilerin yaptıkları oynamalar bariz belli oluyor. Sesiyle oynayanlar, kendi söyleyeceği şarkıyı başkasına söyletenler, neler var neler. Bunu yapanlar, çıkıp da hiçbir zaman canlı söyleyemeyen insanlar.

Geldiğiniz konuma bakarak, hedeflerinize ulaştınız mı?

• Hedefler bitmez, yapmak istediğim hayallerimin bir kısmını gerçekleştirdim. Bana göre insanın hayali biterse yaşama amacı da biter. Balık burcu olduğum için aynı zamanda çok hayalperestim. Ben de hayal bitmez, bir deniz gibi adeta. Çok şükür ki istediğim şeyleri de gerçekleştirdim. Bu konuda kendimi çok şanslı hissediyorum ama çok da çalıştım. Çok bedel ödedim, çok ağladım, üzüldüm yıprandım. Hiçbir şey dışarıdan göründüğü kadar kolay değil.

“AJDA PEKKAN HER ŞEYİYLE BİR SÜPERSTAR”

Ben 7 senedir Ajda Pekkan hayranıyım. Siz kendisi hakkında ne düşünüyorsunuz?

• Herkes gibi benim de idolüm. Karşılaştığımız oldu daha önce. Konserlerine de gittim tabii ki kıyafetinden makyajına, saçından sesine, duruşuna kadar her şeyiyle gerçekten bir süperstar. Biz de ona bakarak bir şeyler öğrenmeye çalışıyoruz.

Hadi biraz da yeni çalışmalarınızdan bahsedelim.

• “Gurur Duyarım” bir Sinan Akçıl şarkısı, Şubat’ta çıkacak. Hep hareketli şarkılar yaptım, bu sefer beni çok etkileyen bir aşk şarkısıyla çıkacağım. Bir de çok eğlenceli ve komik bir müzikli oyuna dahil oldum: “Ego Havan Şöhret Yalan” Faruk K yazdı, yönetmenimiz ise Tuna Arman. 25 Şubat’ta Bostancı Gösteri Merkezi’nde olacağız, daha sonra yurt içi ve yurtdışı turnelerimiz olacak, herkesi bekleriz...

Sorularımı nasıl buldunuz?

• Çok beğendim, ellerine sağlık. Çok zorluklarla karşılaşacaksın, bana da annem söylemişti “bak emin misin çok zorlanacaksın” diye... Ben de aynısını sana söylüyorum ama tabii ki içinde o aşk varsa bastıramıyorsan peşinden gideceksin. Ama senden cevval bir şey olacak belli çünkü aylardır beni rahat bırakmadın.(Kahkaha Atıyor)

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.