Yeni dünya düzeninden, felaketlerden çok sıkıldım... Baldıran otu gibi televizyonları saran zehirli, acıklı filmlerden çok sıkıldım... İyi ki zamanında iyi dostlar edinmişim. Bu günlerde yeniden okuyacağım beni güldüren, düşündüren kitaplarım var... Yıllar önce okusam da bu gün taze bir ekmek gibi, Nevres Pfister'in romanları. İyi ki bu kitapları yazmış. Bunlar, içimde saklanmayacak kadar değerli. Yaşadıklarımı gördüklerimi insanlara iyilik olsun diye anlatmaya karar verdim. Ağlamaktan, korkularımızın, acılarımızın bekçisi olmaktan yorulduk, biraz gülelim istedim.

Yıl 1997, Nevres Pfister’le beraber pazarlara gittik. İkimiz de pazardan alış veriş yapmayı sever, pazarcılarla sohbet ederiz. Şimdi o günler mazi oldu, evlere hapsolduk. Pazarcı kadınlardan biri, yana yakıla, yanındaki domates satıcısına anlatıyor. "Günyamin, zeytinyağlarımı çalmış. Yağ bidonlarının içine de su doldurmuş," Nevres Pfister hemen söze karıştı, " Yağları çalan hırsız, boşalttığı küplere su doldurmakla uğraşır mı? Polise haber vermediniz mi?"

"Değil polis şeytan bile yakalayamaz onu" dedi. Nevres çantasında not defteriyle gezer. Romanlarının asıl kaynağını, yaşanmış hayatlar oluşturur. Pazarcı kadının telefonunu adresini aldı. Ertesi gün kadının evine Günyamin hakkında bilgi toplamak için gittik. Biz sorduk kadın anlattı:

"Kasabamızın en kurnazı, en iyi hafiyesi, en yalancısı, en yakışıklısı, en uzun boylusu, namusuyla en çok övünenidir Günyamin. Kadınların kollarındaki altın bileziklerin değerine göre kendine av seçer. İsterse kadınların gözündeki sürmeyi bile çeker alır. Girmediği ev, kurcalamadığı kapı yoktur. Tazı gibi iz sürer, adamın koynundaki karısını bile alır. Yaz geceleri ay ışığında milletin tarlasına girer, kavunları, karpuzları çalar kamyonetine doldurur. Güzel evlerde oturan zenginlerin kapılarını çalar, kavunlarının, karpuzlarının baldan tatlı olduğunu söyler, almaya razı eder. Kim olduklarını, ne iş yaptıklarını mutlaka öğrenir. Zengin evlerin, bakımlı bahçelerindeki çicekleri kökünden söker, pazarlarda satar. Ya da bir evi ateşe verir, ortalığı ayağa kaldırır, panik ve korku yaratır, yangın söndürmeye ya da seyretmeye gelen insanların evlerini bir güzel soyar. Hangi evde kaç kişi var, ne zaman yatarlar, ne zaman evden çıkarlar Günyamin bilir."

Nevres Pfister, Günyamin'in adresini kadından istedi."

"Hasan'ın kahvesinde bulursunuz," dedi kadın. Kahvede Günyamin'i bulduk. Nevres daha yakından tanımak için, bahçesinin bakım işlerini Günyamin'e verdi. İkimiz de bu adamı, tanımak istiyorduk. Günyamin'i tanımak, bizim en iyi eğlencemiz oldu. Nevres bununla yetinmedi, 1999’da, Günyamin'i anlatan, "Benim İçin Ağla" romanını yazdı. Bu roman, çok sazlı müzikler gibi epeyce kalabalık kahramanlardan oluşmuştu. Naylon Leyla, Mucize, Falcı Kadın, Hovarda İbrahim, Doğum günü kutlar gibi, her yıl evlenip düğün yapan Kara Yılan lakaplı çingene, Edebiyat Öğretmeni Nohut Adam, Yengesine aşık, Almanca Öğretmeni Altan, Otel sahibi Alman kadın, Rahip İnyas, yerelması çicekleri, İş bulamayan kimya mühendisi kadın, Yazın tavşan kürkü giyen Deli Hayriye, İş bulamadığı için Kahvecilik yapan, tarih öğretmeni Hasan, Naylon Leyla'nın evine giren çıkanları sayamıyorum. Kapısının önüne konulan, karton kutunun içindeki gelinlikten bahsetmiyeyim... Gülmekten anlatamam... Böyle romanlar olmasa, iyi dostlarım olmasa, bu günlerde kim avutacaktı beni?

Nevres ve ben...

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.