Küba’ya gitmeden önce 68 kuşağının önderleri Deniz Gezmiş ve Mahir Çayan’ın mezarlarından almış olduğum toprakları, Küba ve dünya devrim tarihinin önder isimlerinden, Ernesto Che Guevara’nın mezarına koyacağıma, oradan alacağım toprağı da Deniz Gezmiş ve Mahir Çayan’ın mezarlarına getireceğime söz vermiştim.

10 günlük bir gezi başlamıştı. Che’nin mezarının olduğu Santa Clara’ya tur otobüsü ile giderken üzerimde “CHEMAL” yazılı tişörtümü giydim. Otobüsümüzde 38 kişi vardı. Santa Clara’da Che’nin mezarı ziyaret edildikten sonra, Trinidad’ta Casa evleri denilen, Kübalı halkın yaşadığı ve turistlere kiraya verilen evlerde kalınacak, Küba halkının yaşadığı aile yaşamına ortak olunacaktı.

Santa Clara’ya geldiğimizde büyük bir heyecanla gençliğimizin önderi Che Guevara’nın mezarını görmek için sabırsızlanıyordum. Nihayet devasa heykelin önündeydim. Cebimde getirdiğim poşet içindeki toprakları saklayarak anıt mezarın içine girdim. Anıt mezar girişin hemen sol tarafındaki kapıdan giriliyordu. Che ve 37 arkadaşının duvar üzerlerine taştan küçük baş heykelleriyle duvara taştan kazınmıştı. Chr’nin mezarı 3 metre bir kolon arkasındaydı. Mezarın üzerine tavandan yıldız şeklinde bir ışık verilmişti. Hemen sol tarafta bir çiçeklik, sağ tarafta ise ortada mozole şeklinde yerde 50 cm kadar yükseklikte, mezarın üstünde alev yükselmekteydi. İçeride resim çekilmesi ve konuşulması kesinlikle yasaklanmış olup, çanta ve benzeri eşyalar sokulmamaktaydı. Mezarın sağ tarafındaki çıkıştan sonra Che’nin eşyalarının ve resimlerinin bulunduğu ikinci bir müze bulunmakta idi.

Mezara girmeden önce, İspanya’da tanıştığım Sabri adlı arkadaşıma toprağı koyacağımı, her ne pahasına olursa olsun resim alacağımı söylemiştim. Kendiside bana yardımcı olacağını söylemişti. İçeride üç bayan güvenlik görevlisi ile bir asker güvenlik görevlisi insanları devamlı kontrol ediyor, resim alınmasını önlüyor, çekilen resimleri anında siliyorlardı. Güvenlik görevlilerinin bir resim anında müdahalesi olduğunda fırsatı değerlendirip, elimdeki toprağı eğilerek çiçeklerin arasına boşalttım. Anında süratli davranarak yerden aldığım toprağı poşete koyarak cebime koydum. Kadın güvenlik benim ne yaptığımı anlamadan resim çektiğimi zannetti ve cep telefonumdan resmin olmadığını gösterdim. Fakat hemen arkamda asker elbiseli adamın benim her hareketimi kontrol ettiğini fark ettim. Sabri’ye yanaşarak ”Gözleri benim üzerimde sen resmi çek “ dedim.

Arkamda bir yığın göz olduğunu fark ederek, Che’nin eşyalarının olduğu alanı gezmeye başladım. Oradan çıkarak anıt mezar etrafında resim çekmeye başladım. Arkamda devamlı asker üniformalı adamın takibinde olduğunu fark edince eşime yaklaşarak, ”Al bu topraklı poşeti sakla” dedim.

Asker üniformalı adam yanıma yaklaşarak ”Lütfen benimle gelir misiniz?” dedi. Beni mezardan 200 metre uzaklıkta bir karakola götürdü. Benim arkamdan Tur rehberi Özlem Hanım’la birlikte, İspanyolca bilen rehberde karakola geldi. Karakolda 6-7 sandalye bulunan bir odada üçümüz oturmaya başladık. Bir müddet sonra Fidel şapkalı tek yıldızlı bir adam gelerek, “Kamera kayıtlarından çiçeklerin arasına bir şeyler konulduğunu fark ettik, ne koydunuz?” diye sordu. Bende, 68 kuşağının devrimcisi Deniz Gezmiş’in mezarından aldığım toprağı, Che’nin mezarına koyarak ruhlarını ölümsüzleştirdiğimi, Che’nin mezarından aldığım toprağı da Deniz Gezmiş’in mezarına koyacağımı, ruhlarını ölümsüzleştireceğimi, onları birleştirdiğimi söyledim. Adam,Che’nin mezarından aldığım toprağı istediğinde ,eşim de olduğunu söyledim.

Adam gülerek yanımızdaki odaya gitti.

Bu zaman zarfında otobüs yolcuları ve eşim, Che’nin, Küba’nın kurtuluşunda faşist lider Batista ve askerlerinin cephanesinin ele geçirildiği treni ziyarete gittiklerinde, otobüsün bir balkona çarparak arka yan camının kırılması nedeniyle, yeni otobüsün gelmesini beklerken öğle yemeği yemişler ve otobüsü kırık camla karakolun önündeki alana park etmişti. Karakolda çok rahattım. Tuvalete gidiyor, bahçede geziniyordum.

Benim bu rahatlığımı gören rehber Özlem Hanım, ”Ya Cemal bey ne kadar rahat adamsın! Hiç mi korkmuyorsun ?” dediğinde, yaptığımın suç olduğuna inanmıyorum, ben kendimi savunurum. Gençliğimde çok gözaltına alındım, şerbetliyim, hem Che’nin özgürlük savaşı verdiği topraklarda hapis yatmak şereftir dediğimde, ”Ben bağlı olduğum şirkete nasıl hesap veririm” diye yakınıyordu.

Otobüs yolcuları ile gelmiş, park alanında yolcuları indirmiş, yeni otobüsü beklerken ben de bahçeden onlara el sallıyordum. Yanımdaki asker, toprağı istediğinde eşimin yanına giderek toprak ve cep telefonumu aldım. Tekrar karakola döndüğümde karakolun önüne bir kamyonetin park ettiğini, içinden inen iki kişinin beni izlediğini fark ettim.

Rehber Özlem elinde paketlerle gözaltı odasına girdi. Elindeki torbayı bana uzatarak “Al bunları ye” dedi. Borcumu sordum “Eşin gönderdi” deyince gülmeye başladım. ”Hapishane yemeğim, daha çıkmadı mı?” diye espri yaptığımda bana dönerek “Sen dalga geçmeye devam et, toprak analizi için toprağı inceliyorlar, seni deport edecekler, havaalanına götürüp Türkiye ye iade edecekler.” dedi. Bende ona “Daha adamlar sorguya bile almadılar, sen bunları nereden uyduruyorsun” dediğimde cevap veremedi.

Araştırdığımda gezi grubu içindeki birkaç kendini bilmeyen faşist kişinin dedikodu ve gazına geldiğini öğrendim. Dışarı çıktım. Arkadaşım Sabri, Türkiye Dışişleri Bakanlığı’nın telefon numarasını verdi. Aradım. Yetkililer hemen Havana Büyükelçisini arayıp, olaya müdahil olmasını isteyeceklerini söylediler. Döndüğümde kapıdaki görevliler çok saygılı bir şekilde sorguya alınacağımı söylediler.

İçeri girdiğimde Rütbeli bir asker kadın, tek yıldızlı asker, bilgisayar operatörü ile araba ile gelen iki kişi oturmuşlardı. (Herhalde İçişleri Bakanlığı’ndan veya istihbarattan gelmişlerdi).

Benimle birlikte, Rehber Özlem ve Kübalı çevirmende bulunuyordu. Rütbeli kadın komutan bana kibarca oturmamı söyledi. Pasaportumdaki bilgilerle karşılaştırma yaparak notlar alıyordu. Benim ayağa kalkmamı ve arkamdaki ‘CHEMAL’ yazısını göstermemi istedi. Dönerek gösterdim, gülümsediler.

Sorguya kadın komutan başladı.

Komutan: “Ne yapmak istediniz?

Chemal: “Önce şunu sormak istiyorum. Türk devrimci Deniz Gezmiş’i tanıyor musunuz?

Komutan: Atatürk ve Deniz Gezmiş’i Küba’da herkes tanır.

Chemal: Ben 68 kuşağının bir temsilcisiyim. Che, nasıl bir kahraman ise Deniz Gezmiş de bir kahramandır. Deniz Gezmiş, özgürlük ve bağımsızlık hareketine Che Guevara’yı örnek alarak Başlamıştır. Che, Meksika’da gerilla eğitimi alırken, Deniz Filistin’de almıştır. O da Che gibi kahramanca ölmeyi düşlemiştir.

Komutan: Che’nin mezarına toprak koydunuz mu?

Cep telefonumu açarak, Deniz Gezmişin mezarından toprak alırken çektiğim resimleri ve Che’nin telefonumdaki deyişlerini gösterdim. Bu arada Rehber Özlem bana Türkçe fazla bilgi karışıklığı yapmamamı söylüyordu. Ona dönerek, Benim lisanımın yetersiz kaldığı yerde lütfen devreye gir dedim.

Komutan kadın gülerek, “Che’yi bizden çok seviyorsun herhalde? Fidel Castro’yu sevmiyor musun?” dedi.

Chemal: Che, 68 kuşağı için dünyada semboldür. Che Küba’nın bağımsızlığı için çalışmış; Fidel, Camilo ile birlikte başarmıştır. Küba’da özgürlük kazanılmıştır. Fidel yalnız kendi ülkesi için savaşmıştır. Castro’yu da seviyorum ama Che’yi daha çok. Che, Küba’da bakanlığı bırakmış, ölümü göze alarak Kolombiya, Peru, Şili, Bolivya gibi ülkelerde savaşmaya gitmiş ve Bolivya’da öldürülmüştür.

Komutan: Che’nin hayatını biliyorsun.

Chemal: Oldukça…

Komutan sol tarafımda bulunan genç istihbaratçıyı işaret ederek. ”Sana soru soracak, döner misin?” dedi.

İstihbaratçı: Komünist partiye üye misin?

Chemal: Hiçbir partiye üye değilim, sosyalistim. Komünist partiye sempatim var.

İstihbaratçı: Ne iş yapıyorsun?

Chemal: İş adamıyım, işyeri sahibiyim.

İstihbaratçı: Hangi okulu bitirdin?

Chemal: Makine mühendisiyim.

Çıkarıp kartımı verdim, inceledi, gülümsedi.

İstihbaratçı: Kaç yaşındasın?

Chemal: 69

İsthbaratçı: Bu yaşa kadar Che’yi ziyaret etmek için niçin bekledin?

Chemal: Param yoktu.

İstihbaratçı gülerek el işareti ile komutana okey işareti yapıp, ”Başka sorum yok” dedi.

Kadın komutan gülümseyerek ayağa kalktı. Not aldığı kağıdı imzalatırken, 'Cemal Oran' yazılı yerin yanında parantez içinde ‘Chemal’ yazısını gördüm. Kalemle işaret ettim, gülümsedi, imzamı attım.

Komutan: Chemal, senin Che’yi bizim kadar sevdiğine inandık. Bizde, Deniz Gezmiş’i senin kadar seviyoruz. Ama Che’nin mezarı bizim için çok kutsaldır. Serbestsin.

Omuzlarımdan tutup çekti. Elimi hararetle sıktı.

Chemal: Hepinizi üzdüğüm için, çok üzgünüm. Bu benim hayalimdi gerçekleştirdim. Küba halkını çok seviyorum. Benim adresim o kağıdın altında. Eğer bir gün Türkiye ye gelirseniz, bir dostunuz ve bir eviniz olduğunu unutmayın.

Kapıdan çıkıp telefonumu açtığımda, Türkiye Büyükelçiliğinden mesaj geldi, aradım.

“Cemal bey, elçiliğimiz hemen harekete geçiyor, yanınıza gelecek, merak etmeyin.”

Çok teşekkür ederim, serbest bırakıldım, ülkemi arkamda hissetmek çok güzel…

banner29
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.