Mutasavvıf Yazar Cemalnur Sargut’la Ramazan Ayı Özel Röportajı!

Tuğçe Yücebilgiç: Ramazan Ayımız afiyetle, hayırlı, mutlu, huzurlu ve mübarek olsun inşallah efendim. Sizi takip eden ve ilminizle ruhu aydınlanan, huzur bulan tüm insanlara bir göz aydınlığı vesilesi bizim için tüm aktardıklarınız. Öncelikle çok teşekkür ederiz.

Bir röportajınızda “İstediğim hepimizin Ahlak-ı Muhammedi’yi giyinmemiz. Kendi işimizde en ahlaklı şekilde olmamız” diyorsunuz. Peygamber Ahlakı ile yetişmiş ve halinizle, ilminizle insanlara rehber bir kişi olarak sizden duymayı dileriz hocam, Peygamber ahlakı nedir? Bu özellikler nelerdir? Ve nasıl edinilir?

Cemalnur Sargut: Öncelikle inşallah gördüğünüz gibiyimdir. Ben daha çok emin değilim ama; Peygamber ahlâkı konusunda en güzel kitap İmam Gazzali’nin İhyaü Ulumi’d-Din’idir. Peygamber efendimizin en büyük özelliği de sırat-ı müstakim üzere oluşudur. Yani Allah'la arasına hiçbir vasıta koymayıp. Bu vasıtadan kastettiğim mürşid-i kâmil değil. Allah, peygambere bile mürşit olarak Cebrail Aleyhi’s-selamı yollamıştır. Allah'a doğru gitme zevkini yaşamak. Yani herkes kendi hakikatine doğru gider. Peygamber efendimizin hakikati de kendi söylediğine göre ahlakı tamamlamak için bu hale gelmiştir. Demek ki en yüce isim en yüce varılacak seviye Ahlak-ı Muhammedi’yi giyinmektir. Ve bu ahlakla dindar olmaktır. Çünkü “Din nedir? ya ResulAllah” dediklerinde yalnız “güzel ahlaktır” diyor Peygamber efendimiz.

Tabii bu ahlakta ilk aklıma gelen şey ihlas ve eminlik. Bu iki özellik peygamberin en büyük özelliğidir. Zaten babasının adı Abdullah “kul”, annesinin adı Amine “emin” olmaktan gelir. Bu iki özelliğini en yüksek seviyede Peygamber de görüyoruz. O halde en doğru kul Peygamberdir. En emin insan Peygamberdir. O Allah'ından o derece emin olup hiçbir şeye üzülmeyip ,dünyada hiçbir şeye itiraz etmeyen tek peygamberdir. İşte o zamanda Allah onu nefsinin yokluğunda kendi ile irtibatlı kılmıştır.

Nefsini bu derece aradan çıkaran bir sultan için, nefsin taptığı kötü huyların hiçbirisini görmemiz mümkün olmaz. Kinler nefretler, kıskançlıklar, gıybetler, nifaklar bunları ve onun bünyesinde bulamayız. Aflar, sevgiler, güzel muamele, kimseyi küçük görmemek, yalanı hayatından çıkarmak. Çünkü kendisine soruyorlar “zina yapan Müslüman mıdır?” diye “Ben dua ederim olur, bir daha yapmaz ama yalan söyleyen Müslüman değildir” diyor.

Yalanı tamamen hayattan çıkarmak vazifesi vardı. Ondan sonra Rabbiyle ilgisini havf ve ibadetle sağlıyor. Tabii burada çok mühim, bir nokta daha var. Ahlakın güzelleşmesi, insanı salih amel işlemeye yöneltse de onu ibadetten alıkoymaz. Yani ben bu ahlaka yükseldim. Bu seviyedeyim artık ibadet etmeme lüzum kalmadı; Allah’ın en büyük lütfuna uğradım, miraçta kendi hakikatimi Allah bana gösterdi demeyen ve her an Allah’ından emniyete rağmen korku içinde yaşayan; O’nun iki parmağının arasında bizim her an halimiz değişebilir korkusuyla yaşayan bir sultandan bahsediyoruz.

Çok ibadet ettiği içinde Hazreti Ayşe'nin gözyaşlarıyla “siz niçin bu kadar çok ibadet ediyorsunuz? Zaten ezelden temizlendiğiniz Kur’an’da yazıyor” deyince “Şükredici kul da mı olmayayım ya Ayşe” dediğini ve şükrü çok ön plana aldığını biliyoruz.

Hiçbir şeyi mükemmel sevmezlermiş “Mükemmel olan şeyden hayır gelmez, bir yerde bir eksiklik olması lazım” derlermiş. Bu da bizi alıştırmak için. Çünkü zaten dünyada her şeyin mutlaka bir yerinde bir eksik vardır. Dolayısıyla Ahlak-ı Muhammedi, Allah’ın ahlakıdır. Orada nefsin sahip olduğu bütün kirli huylardan temizlenir. Ve salih ameller ve hakiki bilgiyle her şeyin Hak olduğunu görme seviyesine erişir işte güzel ahlak bu demektir.

Pandeminin ve ekonomik şartlarında etkisiyle insanlar içinde bulundukları hali sorgulamaya, mana aramaya başladılar. Bu konuda neler söylemek istersiniz?

Burada Allah’ın büyüklüğünün en çok açığa çıktığı bir devri yaşıyoruz. Şu anda bence kemal devresindeyiz. Çünkü canlı bile olmayan hani mikrop olsa canlı olacak. Bir yokluğun, varlık bile değil! Yokluğun bütün dünyayı dize getirdiğini, dünyaya karşı savaş açtığını ve dünyada bulunan hiçbir çözümünde onun ortadan kaybolmasına yardım etmediğini gördüğümüz bir devre yaşıyoruz. Allah en küçükle en büyüğü imtihan ediyor.

Biliyor musunuz? Biz de yokluğuz! Varlık değiliz.

Demek ki bizde de böyle bir kudreti kuvvet var. Yani her kul bu virüsün yaptığı kadar büyük bir güce sahip olabilir! Ancak ne zaman? Kendini tamamen Allah’a teslim ettiği zaman.

İlhan ablacığımız çok sevdiğimiz bir dostumuz çok ağır bir hastalık geçirirken onun mürşidiona “aynanın karşısına geç yüz kere ben hasta değilim de” demiş. Ölmek üzereyken dönmüş. Yani iman edin ki insanın inandığı şeyi Allah hal haline çeviriyor yeter ki samimi olsun o inancın içinde. Yani biz atom bombası kadar güçlüyüz. Atom bombası ya da atom bir şehri aydınlatacak kadar güçlü ama bir şehri, ülkeyi yok edecek kadar da felaket yaratabilir.İşte insan kendindeki o hizmet edecek gücü bulursa hakikaten de meleklerden de üstün makamlara erişiyor. Bulamazsa da en aşağının en aşağısına iniyor.

Her nefis tekâmül eder mi? Örneğin Ateistlerde Allah’a varır mı?

Her nefis tekamül eder ama kimi geri tekamül eder, kimi ileri tekamül eder. Herkesin kendi adına doğru gidişi onun tekamülüdür. Allah'ın söylediğine göre ateistte bir süre arada kalsa da bir kere Allah demekle cennete girer. Çünkü Allah’ın rahmeti gazapları örtmüştür ama münafıklar için halka başka Hakk’a başka gözükenler için Allah onların çok zor işi diyor.

Efendim, Hizmet ne demektir? Allah’a hizmet nasıl mümkün olur?

Halka hizmetle mümkün olur. Hizmet kendini düşünmeden başkasını kendinden önce düşünüp onun için yaşamak. Yani hiç kimseyi ayırmadan herkese eşit şekilde muamele etmek, herkese eşit şekilde hürmet etmek, düşmanına dostuna ve kendi nefsini düşünmeden başkaları için koşuşturmak, yardım etmek, faydalı olmaya çalışmak bunlar salih amellerdir. Salih amelde insanın ilmini artırır. Yani salih ameli işleyene Allah bilmediğini öğretir diyor Peygamber efendimiz.

“TÜRK'ÜN, ANADOLU TOPRAĞINDAN GELEN BİRÇOK ÖZELLİĞİ, İSLAM’I ORTAYA ÇIKARMAK İÇİNDİR! ”

Yine hizmet konusuna farklı bir bakış açısıyla şunu sormak isterim. Tarihte de Büyük Selçuklu İmparatorluğu ve Osmanlı İmparatorluğu’nun, i’la-yı kelimetullah uğruna mücadele verdiklerini görmekteyiz. Yavuz Sultan Selim’in Hadimü’l-Haremeyn sıfatını kabul ederek kutsal toprakların hâkimi değil hizmetçisi olması bu manada dikkat çekmektedir.

Türklerin İslâm dinindeki hizmetlerine, rolüne dair neler söylemek istersiniz?

Türkler için yaratılmış bir din bence! Yani o kadar uyuyor ki bütün özelliklerimize. Türk'ün Anadolu toprağından ve ananeden gelen birçok özelliği İslam’ı ortaya çıkarmak için olan özellikler diye düşünüyorum.Bu yüzden de mesela bir örnek vereyim:

Hazreti Fatih’in İstanbul alınırken günlerce alamaması ve devamlı sıkıştırılması. 21 yaşına rağmen, etrafının ona “yanlış yapıyorsun, bak Balkanlardan gelenleri engelleyemeyeceksin” demesine rağmen beklemesi, Peygamberin hadisine olan inancındandır. Hiçbir padişahın Peygamber efendimizin adı geçtiğinde farklı bir iş yapmadığını hepimiz biliyoruz. Yani yöneticileri Allah aşkı ile dolu, Peygamber sevgisiyle dolu insanlar olan bir ülke, daima i’la-yı kelimetullah için çalışır. İş baştan kokar demişler. Baş çok önemlidir ama kulun içindeki imanında sadece içimizde kalması değil etrafa yönelmesi lazım.

Yani biz halimizle, tavrımızla, yaşantımızla, ahlakımızla o kadar Allah’ın bize vermek istediği şeyleri ortaya çıkarmalıyız ki çevremizde bundan etkilensin i’la-yı kelimetullah ile yaşamak bu demektir.

“Ehl-i Beyt’i sevmenin farz olduğunu ayetle belirtilir. Biz her Türk insanı gibi atalarımızın mirasıyla Ehl-i Beyt sevgisiyle büyüdük. Onlar gibi Allah’ın iltifatına mazhar olmak için yaşıyoruz” diyorsunuz. Bu sözlerinizi açabilir miyiz?

Ali, demek şunun için ibadettir ki, Hz. Ali, Cenab-ı Hak’ta fani olmuştur. Efendimiz öyle buyuruyor: Kabe’ye nazar, vech-i Ali’ye nazar, vech-i insan-ı kamile nazar ibadettir. Bu böyle olduğu gibi, öyle ulu bir sultanın namını anmak da elbet ki ibadettir. Allah’ın bir sevgilisini yad etmek, elbet de Hakk’ın hoşuna gider. İbadetten maksat, kemal-i sıdk ve sadakatle Allah’ı sevmektir. Allah’ın sevdiğini sevmekte Allah’ı sevmektir.

Ya gönül o hazrete ermek gerek

Ya erene gönül vermek gerek

Hocam Genç Tuti’den çıkan Derya Edis’in kaleme aldığı sizin gerçek çocukluk anılarınızdan derlenmiş bir kitap var adı: Bal Kız Kırmızı Elbise. Bize biraz bu kitaptan bahsedebilir misiniz?

Bize küçücük çocukken büyüklerimiz, mürşitlerimiz vermeyi, sevmeyi, paylaşmayı, kin tutmamayı öğrettiler. Benim ailemde tamamen mürşitlerinin istediği yönde yaşadığı için ne babam ne annem kesinlikle kin tutmadıkları gibi bizim de aleyhimize bir konuşma olsa birisi yapsa ya da bir hareket, o kişiyi getirir başköşeye oturturlardı. Allah razı olsun ve bizi bu şekilde imtihan ederlerdi onun için, ben bu yaşantıyla çocukluğumdan beri bu mübarekleri tanımış olmaktan dolayı Allah’ıma devamlı şükrediyorum. Bana öğrettikleri gibi Allah razı olsun Derya sayesinde çocuklara bu öğretileri nasıl verebiliriz diye düşündük ve benim yaşadığım bir iki hadiseyi aslında çok hadise var da Derya’nın kendi zevk aldığı konuları küçük masalları haline getirdi. Tabii her masalın içinde bir hikmet olduğu için çocuklar kendileriyle özdeşleştirecekledir, vermenin lütuf olduğunu anlayacaklardır.

Burada çok önemli bir nokta var. Dün gelen bir öğrencim bana çocuğunun televizyonda vermeyi, oruç tutmanın zevkini gördüğü için altı yaşında oruç tutmak istediğini her gün annesine söylediğini anlatıyor. Demek ki bunu geliştirirsek kitaplarla, televizyonlarla çocuklarda oruç zevki, ibadet zevki kendiliğinden hasıl olacak zorlamadan. Tabii şimdi çok küçükler, belki yarım gün tutarlar, olsun hiç problem değil. Yeter ki istesinler. Bir de Allah’la ilgili düşüncelerini: Ay ne biçim konuşuyorsun? Allah öyle değil! diye yıkmayalım. Allah’ı düşünsünler nasıl düşünürlerse düşünsünler. Onları mübarek sultan kendine çekecektir mutlaka. Zaten küçüklerle büyükler arasındaki bir fark yok. Küçükken onu masal gibi anlatıyoruz. Büyükken de o hadisenin hakikatine yöneliyoruz işte büyüklerde aynı kitabı hakikatine yönelerek okurlarsa çocuklarına örnek olurlar.

Efendim, Nefes Yayınevi’nden çıkan İrfan Sofraları 2’de Niyazi Mısri Hz.’nin yetmiş bir sofradan oluşan İrfan Sofraları adlı eserinin, onuncu ve on beşinci sofralar arasındaki sohbetlerini şerh ederek, okuyucuyu irfanın manasına davet ediyorsunuz. Bu eser hakkında neler söylemek istersiniz?

İrfan Sofraları denmesinin sebebi Peygamber efendimizin bir hadisidir yani Kur’an ziyafet sofrasıdır demesi ile alakalıdır. Yani Kur’an’ın hakikatine erme kitabıdır İrfan sofraları. Allah’ın kendi aşkının zevk ziyafetine davet ettiği ve o zevk içinde kendi ilmini öğrettiği kitaptır.Lütufoldu, Hz.Pir’in söylediği her bir cümleyi çeşitli yorumlarla, açmaya çalıştık. Bence güzel oldu. Ben çok zevk aldım. Zaten ben de kitaplarımı tekrar tekrar okuyorum. Yani tekrar öğreniyorum. Her an yeni bir şanla dirilen Allah olduğu için o şanı hissettiğin zaman farklı manalarda anlıyorsun. Bu yüzden hakikaten benim için irfan sofrası oldu. Tamamlamayı Allah ömür verirse nasip etsin inşallah.

Ramazan Ayı ve bereketinden faydalanmak adına okurlarımıza neler söylersiniz? Ne mesaj vermek istersiniz?

Dua edelim birbirimize. Kur’anı okuyalım ama lütfen manasını da okuyalım. Manasını bilmeden elli bin kere hatim indirsek bir faydası yok. Çünkü Kur’an’da yazıyor; hangi ülkeye inmişse peygamber, onun diliyle kitap indirmiştir. Ama bu demek değildir ki biz bunu araştırıp öğrenmeyeceğiz. Gayretimiz bu yönde olmalı. Kur’an şerhleri üzerinde duralım İbnü’l Arabi Hazretlerinin manevi şerhiyle, Elmalı Hazretlerinin maddi şerhlerini birleştirelim. Bizim kitaplarda bu gaye ile yazılmıştır. Allah yardımcımız olsun çok güzel geçsin. Bütün organlarımızla doğru oruç tutmayı, bütün organlarımızdan zekat verebilmeyi Allah nasip etsin. Bayramı bayram gibi kutlayabilecek hakkı kazanalım.

Efendim Muhterem Cemalnur Sargut hocamıza çok teşekkür ediyoruz. Röportajımız boyunca önerilen tüm kitaplara kolayca ulaşabilmeniz adına, Okuyucuyuz.com - Nefes Yayınevi - Tuti Kitap adreslerini sizlerle paylaşmak istiyorum.

Ayrıca yine bahsettiğimiz tüm konularla ilgili olarak da Nefes Yayınevi - YouTube adresini inceleyebilirsiniz.

Ve bana ulaşabilmeniz içinde yucebilgicmedya@gmail.com adresini sizlere hatırlatmak isterim.

Afiyet ve huzurla kalın inşallah.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Fatma Gülay adatepe 8 ay önce

Canım hocam iyiki varsınız o engin bilgilerinizi bizimle paylaşıyorsunuz Allah razı olsun hepinizden ❤