Yaşlanmayan, yılların yüzüne kırışık atamadığı tek canlı, şiirlere, romanlara konu olan mavi güzel... Yani denizler, insan eliyle müsilaj denilen hastalığa yakalandı. Mavisi irin oldu, balıklar ağızları acık kıyılara vurdu. Dostlarım, gidecek yerim kalmadı. Şarkılar teselli etmez oldu. Bir roman aldım elime, sanal dünyadan, duygusuz dünyadan daha gercek. Sizin de daraldıysa içiniz, yoksa gidecek yeriniz, bıktıysanız televizyon izlemekten, yüreğiniz dayanmıyorsa felaket dolu haberlere, sevdiğim yazar Nevres Kırdar Pfister'in evine gidelim. Onun evi romanlarıdır. Bir odadan, bir odaya geçer gibi, romanlarında dolaşalım:

Gece olunca, yakamoz gibi süzülerek kapıdan içeri giren Fikret'in boynuna sarılışı, hani nar çiçeği düşer ya suya, su boyanır kırmızıya, işte öyle kızıl bir aşkın resmidir. Aşkın gülen yüzlü tablosunu karartmadan, yaşayıp gitmekten başka bir isteği yoktur Şükran'ın. Fikret, bir rastlantı sonucu tanıdığı biriydi ama gelip geçici değildi. İlerde de hayatında olacak mıydı? Böyle bir ilişki hangi programa, hangi kalıba sığardı? Sadece anı yaşamak vardı. Çünkü evli erkekler büyük aşklara dayanıklı değillerdir. Kadınlar erkekleri, onların istediği gibi sevmeliydi, yani hayatlarını zorlamadan. Fakat mangal kömüründe yavaş yavaş boğulmaktansa, koskoca bir yangının içine atlayarak kavrulmayı göze alabilecek yaradılışta olan bir kadın, nasıl olur da aşkın sınırlarına uysalca boyun eğerdi? Bir rastlantı sonucu dünyaya gelmiş olan bizlerin, olağanüstü isteklerimiz, akıl almaz aşklarımız vardır. Ruhumuz için bir zevki, bedenimizin zararına elde etmek isteriz. Bu uğurda her şeyi göze alır, acı çekeriz. Şükran, aşkın gizemli sırlarını yaşayarak öğrenecekti. Yaşadıklarını, insanın gençliğinde tutulduğu, daha sonra da gülüp geçeceği bir çocukluk olarak görmek, aşk çok güzel bir çocuklukmuş demek istiyordu. Oysa yaşadıkları gülünüp geçilecek cinsten değildi. Fikret'in, istediği ise yüreğinin gizli bir yerinde heyecan olarak kalmalıydı. Aşkın sorumluluğunu taşımak istemeyenlerdendi. Risk almayı ve herhangi bir zorluğun içinde olmayı göze alamayacak yaradılıştaydı. Sevişirken tutkulu, sorumluluk karşısında ise donuktu. Ama iyi bir fırsat düştüğünde, bir de başına iş açmayacağından eminsen koy cebine... Oysa sınırsız olmalıdır aşk, sınırları olan aşk, suç önünde eğiliyor demektir. Şükran'a hekimlik, başka hayatları önemsemeyi ve kurtarmayı öğretmişti. İşi karakterine, karakteri de hayatını etkileyecekti. Fikret'in eğreti duruşu, kapalı kutu gibi oluşu, Şükran'ın sevgisine uygun düşmüyordu. Şükran'ı yoran, aşktan çok, aşığının korkak ve sinsi oluşuydu.

Sevgili okurlarım, bu satırları Nevres Kırdar Pfister'in romanından alıntıladım. Daha sonra yazarın romanlarında gezintimize devam edeceğiz.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.