Oyunlar ile ilk tanışmam daha TRT 1'de ‘Perihan Abla’ ve ‘Susam Sokağı’ izlenirken annemin aldığı kara kutu Atariydi. Onlarca oyun vardı içerisinde. Süperman’den tutunda Duck Hunt ve Saklambaç oyununa kadar... 16 bit ile ne idüğü belirsiz müzikler ile bezenmiş, oyun kahramanlarının kare ve dikdörtgenlerden oluştuğu oyunlardı. Epey zaman geçirmiştim. Mahalledeki arkadaşlarım bizim evde toplanır ve joystick ile oynamaya çalıştığımız zamanlardı. Daha sonraları mahallemizde Musa isimli bir arkadaşımın evindeki Windows'un hangi sürümü olduğunu hatırlamadığım bir bilgisayardaki taş devrinde geçen bir dos oyunuydu. O oynarken ben de izlerdim. O zamanlar her yerde atari salonları da yoktu tabii. Vardı belki de ama pek yaygın değildi. Gel zaman git zaman oyun konsolları çıktı. Kuzenimin babası Almanya’dan kasetli Nintendo Game Boy el konsolu getirmişti. Yeşilimsi bir ekranda, atari oyunlarından hallice oyunlar vardı. Tek artısı kasetli ve o zamanın çizgi filmlerinde izlediğimiz karakterleri oynamamızdı. Ninja kaplumbağalar oyununu çok oynardım. Zelda ve Mega Man daha birçok oyun. O zamanın şartlarında eğlenceli oyunlardı.

Zaman geçtikçe konsollar ve oyunlarda evrim geçirdi. Artık 3 boyutlu olarak Play Station çıkmıştı ve bilgisayarlar gelişmişti. Eskiden her evde internet ve her yerde orjinal oyun olmadığı için ben ve kardeşim de CD’ciye giderdik. Önümüze bir ayakkabı kutusuna dizilmiş film ve oyunları koyardı. Biz de oyunların kabındaki resimlerinden bakardık. Eğer arkadaki kapta oyun için görseli güzelse hemen alır heyecanla eve hızlı hızlı giderdik. Bir an önce yükleyip oynamak için sabırsızlanırdık. Tabii orjinal oyunu bulmak ne mümkün. Eğer oyun bozuksa üzüntü içerisinde CD’ciye geri döner aynı oyun varsa bir başkasını, yok ise farklı bir oyun ile değiştirirdik. Tekrar eve heyecanlı bir şekilde geri dönerdik. Aynı şey Play Station 1 oyunları için de geçerliydi. O zaman annem doğum günüm de almıştı bize PS1. O zamanın fiyatı 300-400 lira falandı. Ne heyecanlanmıştım.

Hatta PS1 almadan evvel amcamın oğlunun evine arkadaşı gelmişti. Burak’tı ismi. Yurtdışından PS1 getirmişler ona. O da amcamın oğlunun evinde TV'ye takmışlardı. Yanlış hatırlamıyorsam Grand Turismo oyunuydu. İlk defa 3 boyutlu bir yarış oyunu görüyordum. Hayretler içerisindeydim. Ne kadar gerçekçi… Gerçek gibi diye düşünüyordum. Oyunu oynarken araçla kaza yapıyorlardı. Araçlar birbirine giriyor, taklalar atıyorlar, ben ise gülmekten yerlere yatıyordum. Kahkahalar atıyordum. Neden oyunda araçlar kaza yapınca kahkahalara boğuluyordum hala anlamıyorum. Farklı geliyordu bana işte. 3 boyutlu gerçek gibi bir aracı kontrol edemiyorlardı diye herhalde.

Neyse PS1'imizi aldık. 2 tane de oyun almıştı annem. 1 demo siyah CD vardı içinde. Ayrıyeten de annem Resident Evil Nemesis ve Fifa 2000 oyunu almıştı. RE Nemesis'i bana, Fifa 2000'i de kardeşime almıştı. Gece yarılarına kadar oynardık. Hele ki gece yarısı RE Nemesis diyorum. Ne demek olduğunu anlarsınız.

Ah o Raccon City Polis Departmanında ki o pencere yok mu? Bir anda pencereden atlayan Nemesis... Bir yandan korkarak bir yandan da üzerimdeki o tekinsizlik ve baskı duygusu ile ne çok vakit geçirmiştim. PS1 içinden çıkan demoda ise Tomb Raider, Crash Bandicoot, MediEvil, Spyro ve hatırlayamadığım birkaç daha oyun vardı. Daha sonraları bu saydığım ve severek demosunu oynadığım oyunların full sürümlerini de aldım elbet. Kardeşim de Fifa Manager oyununu çok istiyordu. Kendi takımını kurup yönetmek istiyordu. Fakat nedendir bilinmez her menajerlik oyunu aldığında oyun bozuk çıkıyordu. Belki 50 kez gidip geldiği, başka yerden değiştirdiği, farklı yerden satın aldığı menajerlik oyunları hep bozuktu. Neredeyse hala o oyun için yanıp tutuşuyor. Bir türlü oynamadı kıyamam.

Ah o günler... Ah o günler dedirtiyor insana. O zamanlarda oyunlardan aldığım tadı alamıyorum artık. Belki biz o zamanlar çocuktuk, belki büyüdük. Belki de o tadı verecek oyunları yapmıyorlar artık. Bilmiyorum ama bildiğim tek bir şey varsa, o da zamanın çok çabuk akıp geçtiğidir. Hala oynuyorum. Ne ben o oyunları oynamaktan vazgeçtim. Ne de oyun teknolojisi gelişmekten vazgeçti... Eskiden oynarken "Oyundan para kazanılır mı?" derlerdi. "Sanki para veriyorlar." Zaman değiştikçe bu da değişti. Artık YouTube’da oynadığım oyunun videosunu yükleyince bundan para kazanır hale geldi. Bunu iş kapısı olarak kullanan Jahrein, Pintipanda, Can Sungur, Ester Gamers, Arthluin TV, Karanlık Adam isminde ‘Gamer’lar çıktı. Oyun oynayarak az ya da çok izlenmelerine göre para kazanabiliyorlar artık. Bir devrin "Sanki oyun oynayarak para kazanacaksın" sorusu tarihin tozlu raflarında yerini de almış oldu böylelikle. Koskoca adam oyun oynar mı hiç demeden önce, koskoca adamların yaptığı oyunları, koskoca adamlar oynarken artık milyonlarca insanın izlediği videolardan para kazanmaya başladığını unutmamak lazım.

Herkese iyi oyunlar…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.