Değerli okur, konuya bizim coğrafyada doğmuş fakat fazla tanınmayan bir filozofla gireceğim.

Filozofun öğretisini 'GPS' olarak kullanıp bugün vardığımız noktada "Balon Kafa"ların medya üzerinden komplo teorileriyle bizleri nasıl ambale ettiklerini izah etmeye çalışacağım.

George Gurdjieff 1880'lerde Kars'ta doğar. O yıllarda Kars, Çarlık Rusya'sının bir eyaleti ama bugünkü  Mars'tan farkı yok. Hem herkesin hem hiç kimsenin... Kars'ta Ruslar, Türkler, Kürtler, Ermeniler ve Rumların yanı sıra 72.5 milletten insan mesken tutmuş. Babası Pontus kökenli bağlama çalan amatör 'Aşık', annesi Ermeni, Gürcüyev çocukluğunu multi etnik, multi kültürel, çok farklı lisanların hüküm sürdüğü bir ortamda geçirir.

ÖĞRETİSİ 

Gürcüyev'e göre insanlar üç boyut içinde yaşamaları gerekirken (Duygusal, fiziksel, fikirsel) aldıkları eğitim, öğrenim, kurumsal inançlar onların sadece bir boyutlarının orantısız gelişmesine yol açmaktadır. Bu nedenle, Hint fakirini, Buddha Yogi'sini, Hristiyan Keşiş'i örnek alıp dünya yaşamından el çekmek yerine, çağdaş yaşamın gereklerine uymak ve her üç boyutu orantılı geliştirip entegre bir içsel denge ile yaşamak mümkün. İşte buna dördüncü yol deniyor.

UYUR GEZER TOPLUM

"Bu içselleştirmeye yapamazsak dışarıdan yönlendirilen 'Automaton' haline döneriz. Yani guguklu saatin guguk kuşu gibi kurulmuş oyuncağı oluruz" diyor Gürcüyev.

Gürcüyev'in inancına göre insanlar içinde bulundukları şartlar içerisinde gerçeği algılayamıyor; çünkü hipnotik bir uyur gezer halindeler.

'İnsanoğlu hayatını uyuyarak yaşar ve uykusunda ölür' diyor bizim Karslı filozof. İşte bu nedenle insan her şeyi kendi sübjektif açısından algılıyor.

İnsanların bilinçsiz bir automaton olmaktan kurtulmaları için önce kendi üzerlerinde kendilerinin çalışması gerekmekte. İşte buna da "Dördüncü yol" diyoruz. Bunun içinde müzik var, diyet var, hareket var ve doğaya yakın olmak var. Kısacası bir transformasyon gerekmekte. Tıpkı bir tırtılın renkli bir kelebek olması gibi bir transformasyon.

Gelelim günümüze...

İstanbul'un işgal günlerinde İngiliz istihbarat subayı olarak görev yapan ve Pera'da Gürcüyev'le tanışıp öğrencisi olan Bahriyeli anlatıyor: "Korkunç bir karizması vardı. Konuştuğu Osmanlı Türkçesi, Saray eğitimi almış sınırlı sayıdaki insanlar kadar düzgündü."

Tabii o günler geride kaldı. Şimdilerde toplum önüne konan bilgiyi günün menüsü olarak algılamakta. Ekranlara çıkan 'Balon Kafalar' reyting tutturmak ve/veya tıklama almak için ha bire 'Çift Komploya Dönüyor'

Gazete köşelerinde ısıtıp ısıtıp aynı pilavı pişirenler guguk kuşlarına ilham kaynağı...

350 derece perspektif yok, entegrasyon yok, derinlemesine analiz yok. Ver sloganı, geç köprüyü!

Eğitim sisteminin yan ürünü olarak genç kuşaklarda da durum parlak değil. Yukarıda açıklamaya çalıştığım üç boyuttan sadece fikirsel boyutunu geliştirmiş olan gençler arasında duygusal gelişme malul kalmış. 

Sınavlara aşırı gayret gösterip yıllarca hazırlanan genç, Tıp Fakültesi son sınıfta hayatına kıyıyor.

Değerli okur, ezcümle, size sunulan bilginin arkasında kim var, ne var ve bu bilgi size niçin pazarlanıyor. Bu soruları sormak bile üç boyutlu entegrasyonun ilk tuğlasını yerleştirmek için basit fakat önemli bir adım. Bilginiz olsun!

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.