Adana’dan göç ederek, Ankara’ya gelmiştik. 6 kişilik ailemiz büyük geçim sıkıntısı çekiyordu. Dört erkek kardeş okuyorduk.

Masraflarımız çok ağır olduğundan, TCDD de çalışan babam ek işler yapmak zorunda kalıyordu. Akşam işinden çıktıktan sonra nerede iş bulursa çalışıyor, evin nafakasını çıkarmaya çalışıyordu.

1964-1965 yıllarıydı.

Babam Celal Oran, TCDD deki memuriyeti dışında, Ankara Maltepe semtindeki bir trikotaj atölyesinin (ES-FA Triko) imal ettiği kazak-hırka ve yelekleri satmak için anlaşma yapmıştı. Oradan aldığı triko malzemeleri taksitle satıp her aybaşı topladığı taksitleri ES-FA trikoya ödemektedir. Akşamları geç saatte yorgun argın gelen babam, ailesi için fedakârlık yapmaktan çekinmemekte, ”Ben okuyamadım, çocuklarım okusunlar” diye çaba sarf etmektedir.

Ankara’nın soğuğunda; Sokak sokak, mahalle mahalle yol boyunca tüm apartmanların, evlerin kapılarını çalarak kazaklarını satmak istemektedir. Bir dairenin zilini çalar. Aşırı makyajlı bir kadın kapıyı açar. Babam kadına dönerek “Kışlık kazak, ceketleri taksitle satıyorum. Görmek ister misiniz?”

Kadın, “Amca tam evden çıkmak üzereydim, ama getir bir bakayım” der. Babam kadına kazakları gösterirken, kadın babama sorular sorar ve sohbet arasında dört çocuk okuttuğunu, ek iş yaptığını söyler.

Kadın babama dönerek;

“Celal abi, Bent deresi genelevinde çalışıyorum. Orada çalışan tüm arkadaşlarıma ben kefilim. İstersen gel oradaki kadınlara da mal satabilirsin.” dediğinde; babam çaresizlik içinde oranın yolunu tutar ve genelev kadınlarına kazakları satar. Bu olaydan ailemizin ve annemin kesinlikle haberi olmaz. Her aybaşı babam genelev kadınlarından taksitlerini almaktadır. Babam onların celal abisidir.

Akşamları saat sekiz-dokuz arası gelmekte olan babamız geç kalmıştı. Çok meraklanmıştık. Kapının zili çaldığında hepimiz kapıya koşuştuk. Babam, çamur içinde ve sol kolu kırılmıştı. Kazak torbaları da çamur içindeydi. Çok acı çekiyordu. Eve gelirken karanlık yollarda bir çukura düşmüş, kolu kırılmıştı. Taksi parası olmadığından o acıyı çekerek eve kadar gelmişti. Gece yarısı kırık çıkıkçı “Çürük dayı” diye bilinen adamı aradık babamı sargıya aldı. Babamı sabah erkenden Hipodromdaki TCDD hastanesine götürdük kolu alçıya alındı. Bacaklarındaki ezilme sonucu da istirahat verdiler.

Üç-dört gün sonra aybaşı gelmişti. Ev kirası yatacaktı. Paraya ihtiyaç vardı. Babam büyük ağabeyim Mete’yi yanına çağırdı. Konuşulanları duyuyordum.

"Oğlum, annen ve kardeşlerin duymasın. Ben genelevdeki kadınlara kazak sattım. Her aybaşı taksitleri ödüyorlar. Sen yarın oraya git kapıdaki görevlilere Ayşe hanımı çağırt, elimdeki listeyi ona ver o paraları toplar sana verir" dedi.

Ağabeyim şiddetle karşı çıktı. ”Ben oralara gidemem. Beni tanıyan biri çıkarsa rezil olurum” dedi. Babam hiç üstüne gitmedi, “bu konuşulanlar aramızda kalsın“ dedi.

Sabah erken babam tuvalete kalktığında uyanmıştım. Babama konuşulanları duyduğumu söyledim. Babam bana dönerek “Peki sen gider misin?” dediğinde ; “Giderim baba” dedim.

Babamın verdiği listeyi alarak bent deresine gittim. Kapıdaki polis ve görevliler, kapıdan girmeye çalışan yaşı küçüklere tekme sille girişip kovalıyordu. Yaşı küçük olanlar kendilerinin yaşlarının büyük, boylarının kısa olduğunu kanıtlamaya çalışıyorlardı. Polise yanaştığımda aynı tepkiyi bende gördüm.

“Polis amca ben içeri girmek istemiyorum. Benim sorunum içerideki bir kişiyle görüşmek istiyorum” dediğimde; “Ne lan yoksa içerideki kadını dost mu tuttun“ diye alaya aldılar.

Kadını çağırdılar. Dışarı gelen kadın iyi giyimli bakımlı bir kadındı.

”Celal abinin oğlu musun? Celal abi bacak kadar çocuğu niye buraya göndermiş” diye söylenmeye başladı. Babamın kaza geçirdiğini anlattım. Beni yan taraftaki çay kahve içilen bir yere oturttu.

“Sen burada otur. Bir yere gitme” dedi.

Bir saat bekledim kadın geldi.

”Bir kişi hariç hepsinin taksitlerini aldım. Babana söyle merak etmesin. Kimsenin parası kalmaz. Hiç kimse ödemezse ben babanın parasını öderim” dedi. Başımı okşayıp beni gönderdi. Babama parayı verdiğimde, babam utangaç bir tavırla parayı aldı, saydı, alacaklı defterinde işaretlemeler yaptıktan sonra, “Şu ev kirasını da ev sahibine ver “ dedi.

Aradan uzun yıllar geçti. Babam emekli olduktan sonra ticaret hayatına atıldı. Ticaret hayatında çok çeşitli i insanlarla tanıştı. Dolandırıcılar, borcunu inkâr edenler, yolunu değiştirenler gibi…

Babamın söylemlerine yeni bir cümle eklenmişti.

”Genelev kadını derler. Hayat kadını derler. Ben, onlar kadar sözünün eri, delikanlısını, borcuna sahip çıkanı görmedim.”

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.